Cem Vardar

مَثَلُ الَّذ۪ينَ حُمِّلُوا التَّوْرٰيةَ ثُمَّ لَمْ يَحْمِلُوهَا كَمَثَلِ الْحِمَارِ يَحْمِلُ اَسْفَارًاۜ بِئْسَ مَثَلُ الْقَوْمِ الَّذ۪ينَ كَذَّبُوا بِاٰيَاتِ اللّٰهِۜ وَاللّٰهُ لَايَهْدِى الْقَوْمَ الظَّالِم۪ينَ‌ـ﴿٥‌ـ﴾ 5- Tevrat'la yükümlü tutulup da onunla amel etmeyenlerin durumu, ciltlerce kitap taşıyan merkebin durumu gibidir. Allah'ın âyetlerini yalanlamış olan kavmin durumu ne kötüdür! Allah, zalimler topluluğunu doğru yola iletmez. {Bu teşbihten anlaşıldığı gibi kitap, insanlara amel edilmesi için gönderilmiştir; aksi halde yük olmaktan öte bir fayda sağlamayacaktır.} قُلْ يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ هَادُٓوا اِنْ زَعَمْتُمْ اَنَّكُمْ اَوْلِيَٓاءُ لِلّٰهِ مِنْ دُونِ النَّاسِ فَتَمَنَّوُا الْمَوْتَ اِنْ كُنْتُمْ صَادِق۪ينَ‌ـ﴿٦‌ـ﴾ 6- De ki: Ey yahudiler! Bütün insanlar değil de, yalnız, kendinizin Allah'ın dostları olduğunuzu iddia ediyorsanız, bunda da samimi iseniz, haydi ölümü temenni edin (bakalım)! {"Biz Allah'ın oğulları ve dostlarıyız" diyen yahudilerden hemen ölümü temenni etmeleri istenmiştir. Çünkü Allah'ın dostları ahireti tercih eder. Ölüm ise ahiretin başlangıcıdır.} وَلَا يَتَمَنَّوْنَهُٓ اَبَدًا بِمَا قَدَّمَتْ اَيْد۪يهِمْۜ وَاللّٰهُ عَل۪يمٌ بِالظَّالِم۪ينَ‌ـ﴿٧‌ـ﴾ 7- Ama onlar, önceden yaptıklarından dolayı ölümü asla temenni etmezler. Allah, zalimleri çok iyi bilir. {Çünkü zalimlerin işleri, inkâr ve isyan olmuştur. Bunları irtikâp edenler ölümü isteyemezler.} قُلْ اِنَّ الْمَوْتَ الَّذ۪ى تَفِرُّونَ مِنْهُ فَاِنَّهُ مُلَاق۪يكُمْ ثُمَّ تُرَدُّونَ اِلٰى عَالِمِ الْغَيْبِ وَالشَّهَادَةِ فَيُنَبِّئُكُمْ بِمَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ۟‌ـ﴿٨‌ـ﴾ 8- De ki: Sizin kendisinden kaçtığınız ölüm, muhakkak sizi bulacaktır. Sonra da görüleni ve görülmeyeni bilen Allah'a döndürüleceksiniz de O size bütün yaptıklarınızı haber
Din
Reklam

Cem Vardar

, bir kitap okudu
8/10
·201 syf.·
Beğendi
·
27 günde okudu
·
Okunma: 04 Mart 2026 10:36
·
2026 4. kitabı
Platon (Eflatun)
8.2/10 · 64,7bin okunma
Daha önce de söylediğim gibi, bedenine tutkuyla bağlı olan ruh ise uzun bir süre için bedenden ve görünür evrenden ayrılmak istemez. Uzun bir direnme ve çekilen birçok sıkıntıdan sonra, sorumluluğunu üstlenen daimonun zorlaması ve dayatmasıyla sürüklenerek götürülür. Diğer ruhların bulunduğu yere geldiğinde, herhangi bir kötülük yapan, haksız yere kan döken ya da kendisine benzeyen ruhlara özgü başka kötülükler yapan arınmamış ruh, herkesin ondan kaçtığını ve ona yüz çevirdiğini görür. Hiç kimse ona yoldaşlık ya da rehberlik etmeye yanaşmaz ve zorunluluk sonucu hak ettiği yere götürüleceği zaman gelene kadar, bir süre için nereye gideceğini bilmez hâlde bir serseri gibi dolaşır durur. Tam aksine, bütün hayatını erdemli ve ölçülü geçiren, tanrıların yoldaşlığına ve rehberliğine mazhar olan ruh, kendisine layık görülen yeri hemen bulur. Beni anlattıklarına inandıran birinden duyduğuma göre, dünyanın birçok güzel köşesi vardır ve ne şekli ne de büyüklüğü dünya hakkında konuşmaktan hoşlananların anlattığı gibidir.
Sayfa 165 - İş Bankası Kültür Yayınları·Kitabı okudu
Alıntı
İkincisi: Nakl-i sahih ile Hazret-i Ali'ye demiş: سَتُقَاتِلُ النَّاكِث۪ينَ وَالْقَاسِط۪ينَ وَالْمَارِق۪ينَ* Hem Vak'a-i Cemel, hem Vak'a-i Sıffîn, hem Vak'a-i Havariç hâdiselerini haber vermiş. Hem Hazret-i Ali (R.A.) Hazret-i Zübeyr ile seviştiği bir zaman dedi: "Bu sana karşı muharebe edecek, fakat haksızdır." Hem Ezvac-ı Tahiratına demiş: "İçinizde birisi, mühim bir fitnenin başına geçecek ve etrafında çoklar katledilecek." وَتَنْبَحُ عَلَيْهَا كِلَابُ الْحَوْئَبِ** İşte şu sahih, kat'î hadîsler; otuz sene sonra Hazret-i Ali'nin Hazret-i Âişe ve Zübeyr ve Talha'ya karşı Vak'a-i Cemel'de.. ve Muaviye'ye karşı Sıffîn'de.. ve Havaric'e karşı Harevra'da ve Nehrüvan'da muharebesi, o ihbar-ı gaybiyenin bir tasdik-i fiilîsidir. Hem Hazret-i Ali'ye: "Senin sakalını senin başının kanıyla ıslattıracak bir adamı" ihbar etmiş. Hazret-i Ali o adamı tanırmış; o da Abdurrahman İbn-i Mülcemü'l-Haricî'dir. Hem Haricîlerin içinde Züssedye denilen bir adamı, garib bir nişanla alâmet olarak haber vermiştir ki; Havariçlerin maktûlleri içinde o adam bulunmuş; Hazret-i Ali, onu hakkaniyetine hüccet göstermiş. Hem mu'cize-i Nebeviyeyi ilân etmiş. (Ondokuzuncu Mektub/5.Nükteli İşaret) Mektubat - 98
Din
Hem -nakl-i sahih-i kat'î ile- ferman etmiş ki: وَتُفْتَحُ خَيْبَرُ عَلٰى يَدَىْ عَلِىٍّ deyip, "Hayber Kal'asının fethi, Ali'nin eliyle olacak." Me'mulün pek fevkinde ikinci gün bir mu'cize-i Nebeviye olarak Hayber Kal'asının kapısını Hazret-i Ali çekip kalkan gibi istimal ederek, fethe muvaffak olduktan sonra kapıyı yere atmış; sekiz kuvvetli adam, o kapıyı yerden kaldıramamış; bir rivayette kırk adam kaldıramamış. Hem ferman etmiş ki: لَا تَقُومُ السَّاعَةُ حَتّٰى تَقْتَتِلَ فِئَتَانِ دَعْوَاهُمَا وَاحِدَةٌ diye, Sıffîn'de Hazret-i Ali ile Muaviye'nin harbini haber vermiş. Hem ferman etmiş ki: اِنَّ عَمَّارًا تَقْتُلُهُ الْفِئَةُ الْبَاغِيَةُ diye, "Bâğî bir taife, Ammar'ı katledecek." Sonra, Sıffîn Harbi'nde katledildi. Hazret-i Ali, onu Muaviye'nin taraftarları bâğî olduklarına hüccet gösterdi. Fakat Muaviye tevil etti. Amr İbnü'l-Âs dedi: "Bâğî yalnız onun kàtilleridir, umumumuz değiliz." (Ondokuzuncu Mektub/6.Nükteli İşaret) Mektubat - 107
Din
Reklam