Cem Vardar

Perihan ve Adil Giray'ın buluşmalarından
Perihan ile Adil Giray hiçbir lakırdı söylemeye muktedir olmaksızın dakikalarca birbirinin güzelliğinde mahvolmusçasına birbirini seyrettikten onra Perihan, çifte halkasıyla Zuhal yıldızının güzelliğini tasvir etmek istermiş gibi iki koluyla Adil Giray'ın çehresini sardı, gönülden bir aşk ve şevk sohbetine başladılar. Böyle masumluğun renk ve kokusuyla kaplanan muhabbet meclislerinin hâllerini izaha kalkışmak bir goncayı nefesle açmaya çalışıp da soldurmak türüden olacağı için bu iffet besleyen iki aşığın o sefa meclisinde pay aldıkları muhabbetin güzelliğini tayin etmeye okurların hayalini vekil ettik... Yalnız şurasının beyanı lazımdır ki, meclisin konular yalnız aşkın zevklerine mahsus kalmadı. İki âşık birbirlerinin güzelliğini doya doya seyretmekten ve vicdanlarındaki hislerin alışverişinden istifade ettikten sonra hâlin ruhaniyeti, muhabbetin güzel nurları ağır ağır çekilerek istikbal dediğimiz dehşetin uzun gecesi, her türlü karanlığı, her türlü tehlikesiyle gözler önünde cisimleşmeye başladı. Adil Giray esaretini, Perihan da bağlı bulunduğu mevkiini hüzünlü ve üzüntülü bir lisanla tasvir ederek ve sohbet esnasında her biri gönlünden bir emel, lisanından bir söz kaçırarak sohbeti meşru şekilde kavuşmanın çaresine getirdiler...
Sayfa 198 - İthaki Yayınları·Kitabı okudu
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Adil Giray'dan Hamza Mirza'ya cevap!
"Feleğin değişmesine üzülmek gerekmez. Baksanıza, ecdadınız birkaç yüz sene evvel cihangir ve âlemin zirvesindeyken şimdi hanedanınız o zamanlar nâmı bile bilinmeyen Osmanoğulları tâbiyetinde bulunuyor. Ama şeref yine sizdedir ki Cengiz Han evladındansınız!" diyecek oldu. Bu sözler ise Adil Giray'in siyaset tarzına bütün bütün aykırı düşmekle, "Gerçi âlemin değişimi buyurduğunuz gibidir, fakat şimdiye kadar feleğin bizlere gösterdiği muamele iltifatlı yüzü idi. Yalnız bu defa benimle kardeşime lütfunda biraz cimri davrandı. Esir olduk, şehit olamadık. Bununla beraber esaretle de iftihar ediyoruz, çünkü devletimizin hizmeti yolunda öyle bir musibete uğradık. Bizim için hanedanımızdan bahsetmek övünülecek bir şey değildir. Şükürler olsun ki Cenab-ı Hakk'ın adaleti, torunları ecdadın yaptıklarına vâris etmemiş, yoksa bize Cengiz'den gelecek miras hissesinin büyük kısmı yarı dünya halkının kanının vebali olurdu. Osmanoğulları ise mücahit evlatlarınındır. Cenab-ı Hak İslam'a ettikleri hizmete mükâfat olarak kendilerini hilâfetle şereflendirmiş, hükmettikleri milletlerden hatta bir ferdin gölgesi bile üzerine düşmeyen bu kadar İslâm mülkünde adlarına hutbe okunuyor. Bizim en büyük şerefimiz o hanedana olan hizmetimizdir," sözleriyle karşılık verdi.
Sayfa 124 - İthaki Yayınları·Kitabı okudu
.... Gidilecek harp meydanı ise bir imtihan mevkiidir ki ahirete en uzak mesafesi bir gülle menzilinden ibarettir. Alışmayanlar için lezzetleri yok eden ölüm, doğal olarak düşmanın erlerinde değil erlerinin gölgelerinde bile somutlaşmış gibi görünür. İnsan gezindiği toprakların her tarafını kendi için hazırlanmış bir mezar zanneder. Dünyanın ne kadar güzelliği, ömrün ne kadar lezzeti, kalbin ne kadar emeli var ise hepsi bir yere toplanır da hasretlerini arz edercesine göz önünde devretmeye başlar...
Sayfa 84 - İthaki Yayınları·Kitabı okudu
Alıntı
Birinci Sualiniz: Mü'minin mü'mine en iyi duası nasıl olmalıdır? Elcevab: Esbab-ı kabul dairesinde olmalı. Çünki bazı şerait dâhilinde dua makbul olur. Şerait-i kabulün içtimaı nisbetinde makbuliyeti ziyadeleşir. Ezcümle: Dua edileceği vakit, istiğfar ile manevî temizlenmeli, sonra makbul bir dua olan salavat-ı şerifeyi şefaatçi gibi zikretmeli ve âhirde yine salavat getirmeli. Çünki iki makbul duanın ortasında bir dua makbul olur. Hem بِظَهْرِ الْغَيْبِ yani "gıyaben ona dua etmek"; hem hadîste ve Kur'anda gelen me'sur dualarla dua etmek. Meselâ: اَللّٰهُمَّ اِنِّى اَسْئَلُكَ الْعَفْوَ وَ الْعَافِيَةَ ل۪ى وَ لَهُ فِى الدّ۪ينِ وَ الدُّنْيَا وَ الْاٰخِرَةِ رَبَّنَٓا اٰتِنَا فِى الدُّنْيَا حَسَنَةً وَفِى الْاٰخِرَةِ حَسَنَةً وَ قِنَا عَذَابَ النَّارِ gibi câmi' dualarla dua etmek; hem hulus ve huşu' ve huzur-u kalb ile dua etmek; hem namazın sonunda, bilhâssa sabah namazından sonra; hem mevâki'-i mübarekede, hususan mescidlerde; hem Cum'ada, hususan saat-i icabede; hem şuhur-u selâsede, hususan leyali-i meşhurede; hem ramazanda, hususan leyle-i kadirde dua etmek kabule karin olması rahmet-i İlahiyeden kaviyyen me'muldür. O makbul duanın ya aynen dünyada eseri görünür veyahut dua olunanın âhiretine ve hayat-ı ebediyesi cihetinde makbul olur. Demek aynı maksad yerine gelmezse, dua kabul olmadı denilmez; belki daha iyi bir surette kabul edilmiş denilir. (Yirmiüçüncü Mektub/1.Sualiniz) Mektubat - 279
Ramazan
Barla Lahikası/ 282
Şu mübarek Şehr-i Ramazan, Leyle-i Kadr'i ihata ettiği için, kendisi de ömür içinde bir leyle-i kadirdir ki, muvaffak olanın ömrüne bin ömür katar. Dakikası bir gündür. Saati iki ay, günü birkaç sene hükmünde bir ömr-ü bâkidir...
Ramazan