Şehzade Selim'in İstanbul'a ilerlediği ve Şahkulu isyanının imparatorluğun dört bir yanına kargaşa tohumları atmaya devam ettiği 1511 yılı, dünyayı sonsuza dek yeniden şekillendirecek başka siyasi düzenlemelere ve uzun mesafeli askeri seferlere sahne oldu. 1500'lü yıllarda, dünyanın dört bir yanındaki imparatorluklar birbirlerinin işgallerine ve yayılmalarına kendi savaşları ve istilalarıyla karşılık verdiler. Bu da toprak ve stratejik deniz yollarının, kara ticaretinin kontrolü adına küresel bir yarışa neden oldu. Yalnızca 1511'de, Portekizliler Güneydoğu Asya'da Malaka'yı ele geçirdi, İspanyollar Küba'yı işgal etti, Taino Porto Riko'da ayaklandı, VIII. Henry İngiltere'nin büyüyen denizaşırı hırslarının bir yansıması olarak donanmasında o zamana dek görülmüş en büyük savaş gemisi Mary Rose'u inşa ettirdi.
Şehzade Selim o yaz, Osmanlı tahtını ele geçirmeye her zamankinden
daha yakındı. Sadece payitahta çok yakın olmakla kalmadı, aynı zamanda müthiş bir savaş gücüne, Kırım hanlarının yanı sıra
bazı yeniçerilerin de desteğine sahipti. Desteği ne kadar etkileyici olursa olsun, Şehzade Selim'in ordusu, imparatorluk ordusunun kalitesi, büyüklüğü ve babasının anında toplayabileceği askeri
kaynaklarla kıyaslandığında sönük kalıyordu. Savaş meydanındaki eksiklerinden daha ürkütücü olan, Şehzade Selim'in aşmaya çalıştığı emsalin yüksek duvarıydı. Padişah olmak için, Osmanlı İmparatorluğu'nun hanedan tarihinde eşi görülmemiş bir eylemde
bulunarak kendi babasını öldürmek zorunda kalacaktı. Şehzade Selim başarısız olursa kesinlikle öleceğini, on altıncı yüzyılın başlarındaki küresel siyasi mücadelelerin unutulan mağluplarından biri olacağını biliyordu.