Cem Vardar

وَلَهَدَيْنَاهُمْ صِرَاطًا مُسْتَق۪يمًا‌ـ﴿٦٨‌ـ﴾ 68- Ve onları dosdoğru bir yola iletirdik. {Hz. Âişe'nin anlattığına göre birisi Resûlullah'a gelip şöyle demişti: "Ey Allah'ın Resûlü! Seni kendimden, çoluk çocuğumdan daha çok seviyorum. Evimde iken hatırlayınca sabredemiyorum, hemen gelip seni görüyorum. Benim ve senin öleceğimizi düşününce anladım ki sen cennete girdiğin zaman peygamberlerle beraber yüce makamlara götürüleceksin, ben ise cennete girsem bile zannederim seni göremiyeceğim!" Hz. Peygamber bu samimi tehassüre cevap vermemiş, beklemişti. 69. âyet nâzil oldu.} وَمَنْ يُطِعِ اللّٰهَ وَالرَّسُولَ فَاُو۬لٰٓئِكَ مَعَ الَّذ۪ينَ اَنْعَمَ اللّٰهُ عَلَيْهِمْ مِنَ النَّبِيّ۪نَ وَالصِّدّ۪يق۪ينَ وَالشُّهَدَٓاءِ وَالصَّالِح۪ينَۚ وَحَسُنَ اُو۬لٰٓئِكَ رَف۪يقًاۜ‌ـ﴿٦٩‌ـ﴾ 69- Kim Allah'a ve Resûl'e itaat ederse işte onlar, Allah'ın kendilerine lütuflarda bulunduğu peygamberler, sıddîkler, şehidler ve salih kişilerle beraberdir. Bunlar ne güzel arkadaştır! ذٰلِكَ الْفَضْلُ مِنَ اللّٰهِۜ وَكَفٰى بِاللّٰهِ عَل۪يمًا۟‌ـ﴿٧٠‌ـ﴾ 70- Bu lütuf Allah'tandır. Bilen olarak Allah yeter. (Nisa Suresi 68-70. Ayetler ve mealleri)
Din
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
كُنْتُمْ خَيْرَ اُمَّةٍ اُخْرِجَتْ لِلنَّاسِ تَاْمُرُونَ بِالْمَعْرُوفِ وَتَنْهَوْنَ عَنِ الْمُنْكَرِ وَتُؤْمِنُونَ بِاللّٰهِۜ وَلَوْ اٰمَنَ اَهْلُ الْكِتَابِ لَكَانَ خَيْرًا لَهُمْۜ مِنْهُمُ الْمُؤْمِنُونَ وَاَكْثَرُهُمُ الْفَاسِقُونَ‌ـ﴿١١٠‌ـ﴾ 110- Siz, insanların iyiliği için ortaya çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz; iyiliği emreder, kötülükten meneder ve Allah'a inanırsınız. Ehl-i kitap da inansaydı, elbet bu, kendileri için çok iyi olurdu. (Gerçi) içlerinde iman edenler var; (fakat) çoğu yoldan çıkmışlardır. {Bu âyetin müslümanlarla ilgili ilk kısmı, bazı âlimlerce, icmâ-ı ümmetin, İslâm Dininin hüküm kaynaklarından birisi olduğunu gösteren delilleri arasında zikredilmiştir.} لَنْ يَضُرُّوكُمْ اِلَّٓا اَذًىۜ وَاِنْ يُقَاتِلُوكُمْ يُوَلُّوكُمُ الْاَدْبَارَ۠ ثُمَّ لَايُنْصَرُونَ‌ـ﴿١١١‌ـ﴾ 111- Onlar (ehl-i kitap) size, incitmekten başka bir zarar veremezler. Sizinle savaşa girecek olsalar, size arkalarını dönüp kaçarlar. Sonra kendilerine yardım da edilmez. ضُرِبَتْ عَلَيْهِمُ الذِّلَّةُ اَيْنَ مَا ثُقِفُٓوا اِلَّا بِحَبْلٍ مِنَ اللّٰهِ وَحَبْلٍ مِنَ النَّاسِ وَبَٓاؤُ۫ بِغَضَبٍ مِنَ اللّٰهِ وَضُرِبَتْ عَلَيْهِمُ الْمَسْكَنَةُۜ ذٰلِكَ بِاَنَّهُمْ كَانُوا يَكْفُرُونَ بِاٰيَاتِ اللّٰهِ وَيَقْتُلُونَ الْاَنْبِيَٓاءَ بِغَيْرِ حَقٍّۜ ذٰلِكَ بِمَا عَصَوْا وَكَانُوا يَعْتَدُونَ۠‌ـ﴿١١٢‌ـ﴾ 112- Onlar (yahudiler) nerede bulunurlarsa bulunsunlar, Allah'ın ahdine ve insanların (müminlerin) himayesine sığınmadıkça kendilerine zillet (damgası) vurulmuştur; Allah'ın hışmına uğramışlar ve miskinliğe mahkum edilmişlerdir. Çünkü onlar, Allah'ın âyetlerini inkâr ediyorlar ve haksız yere peygamberleri öldürüyorlardı. Bu da, onların isyan etmiş ve haddi aşmış bulunmalarındandır. **لَيْسُوا سَوَٓاءًۜ مِنْ اَهْلِ الْكِتَابِ اُمَّةٌ قَٓائِمَةٌ يَتْلُونَ اٰيَاتِ
Din
Şehzade Selim tehlikeyi bertaraf ediyor
1505 yılında, Şah İsmail'in kardeşi İbrahim, üç bin kişilik bir orduyla Şehzade Selim'in vilayetini(Trabzon) yağmalamak üzere yola çıktı. Şehzade Selim ve onun karışık paralı askerleri, halinden memnun olmayan yeniçerileri, azınlık askerleri, aşiret savaşçıları, bu kızılbaş askerlerini Trabzon'un güneyinden, Fırat'ın hemen kuzeyinde, Erzincan'a kadar yüz elli kilometre kadar kovalayarak birçoğunu imha etti, silah ve cephanelerine el koydu. Ardından, Safevilerin Kafkasya'daki batı bölgelerine baskın yapmak üzere, misilleme için ayrı bir kuvvet daha gönderdi.
Sayfa 240 - Epsilon Yayınevi·Kitabı okudu
Alıntı
Son olarak, Avrupa engizisyonla elini kana bulamakta ısrar ederken, Osmanlı İmparatorluğu'nun çoğulcu bir toplumu teşvik ettiği yüzyıllarda, Osmanlılar giderek Akdeniz'e hâkim olmaya başladı. On beşinci yüzyıl boyunca, ama özellikle 1453'ten sonra, Avrupa kendi zayıflığının farkına vardı ve sadece Osmanlı gücünden değil, dünyadaki bütün müslümanlardan korktu. Bu çarpıcı gelişme, yüzyıllar boyunca Avrupa edebiyatını, dini düşüncesini ve propagandasını şekillendirecekti. 1500 civarındaki güç dengesi göz önüne alındığında, Osmanlılar Hristiyanlığı ve herhangi bir yerdeki hristiyanları düşman olarak görmüyorlardı. Avrupa'nın parçalanması, Osmanlıların bütün ve toprak açısından devasa bir düşmandan ziyade, yalnız çeşitli küçük Hristiyan düşmanlarla -Macar Krallığı, İspanya'da Ferdinand ve Isabella, Venedik, Ceneviz, vb.- karşı karşıya gelmesi anlamına geliyordu. Üstelik, Hristiyan denizinde sayısal açıdan Müslüman azınlık olarak Osmanlıların, kendi hristiyan tebaasının gizli faaliyetlerde bulunduğuna dair bir endişesi yoktu, çünkü egemenliklerini sürdürmek için Hristiyanlarla işbirliği yapmak zorundaydılar. Hal böyle olunca, Osmanlılar İslam ve Hristiyanlık arasındaki bu çatışmayı medeniyet açısından düşünmediler ve bu nedenle, İspanya ve diğer Avrupa güçlerinin yaptığı gibi dini azınlıklarını şeytanlaştırmadılar...
Sayfa 223 - Epsilon Yayınevi·Kitabı okudu
Alıntı
On altıncı Yüzyıl Selanik'in Kültürel Yapısı
Birçok yönden Selanik, küresel Yahudi yaşamının muazzam çeşitliliğinin küçük bir modeli hâline geldi. Yunanca konuşan Yahudiler; Türk ve Arap Yahudileri; Sefarad Yahudileri; İtalya ve Fransa'dan sürülenler şehrin her yerinde Yunanca, Türkçe, Yidiş, Almanca, Arapça ve giderek artan bir şekilde Ladino konuşulduğunun duyulduğu Selanik'in sokaklarından geçti... 16. yüzyılın başlarında Selanik, Suriyeli bir Yahudinin özel dikim İtalyan takım elbisesi giyebileceği, suvlaki yiyebileceği, İspanyalı bir Yahudi ile tavla oynayabileceği ve bu sırada da Macarca konuşabileceği dünyadaki tek yer olarak öne çıkıyordu.
Sayfa 218 - Epsilon Yayınevi·Kitabı okudu
Alıntı