Cem Vardar

Aile işlerini öğrenmek
Çoğu 17 yaşındaki genç, Trabzon gibi dünya çapında bir ticaret merkezini yönetmek konusunda hazırlıksız olurdu, o zaman bu kadar karmaşık ve türlü meseleye sebep olabilecek bir şehri yönetmeyi Selim nasıl başardı? Buna verilecek en kısa de cevap şuydu: annesi Gülbahar. Görüldüğü üzere, Osmanlı'nın 'bir ana-bir oğul' politikası, bir annenin oğlu tahta oturana kadar onun rehberi olacağı beklentisiyle onları birbirine bağlamıştı. Yönetmek için devletin iç bölgelerine gönderilen toy çocuklar, bir ortaklığın sadece yarısıydı; esas denenen çocuk değil, bu ortaklığın kendisiydi. Hanedanın cariye anneleri aslında illerde büyük bir güce sahipti, hâlâ gelişmemiş -padişahlık eğitimdeki- oğulları ise en azından başlangıçta birer kukladan ibaretti...
Sayfa 86 - Epsilon Yayınevi·Kitabı okudu
Alıntı
Reklam
Akdeniz'deki tüm dini azınlıklar büyük zorluklara maruz kalmış olsa da, Papa Innocent'in düşündüğünün aksine Osmanlılar müslüman olmayanlara hiçbir zaman engizisyonun müslümanlara ve yahudilere zulmettiği gibi zulmetmedi ve yüzyıllar boyunca süren hristiyan haçlı seferlerine rağmen müslümanlar asla hristiyan âlemine karşı bir savaş girişiminde bulunmadı. Osmanlı İmparatorluğu'ndaki(başka İslam ülkelerinde olduğu gibi) müslümanlara göre yasal olarak daha aşağı sayılan hristiyanlar ve yahudiler, dünyadaki diğer azınlıklardan daha fazla hakka sahipti. Kendi mahkemeleri, imparatorlukta yer alan çok sayıda sinagog ve kilisede ibadet özgürlükleri ve ortak özerklikleri vardı. Hristiyan Avrupa dini azınlıkları öldürürken, Osmanlılar azınlıklarını korudular ve Avrupa'dan sürülenlere kucak açtılar. Padişahlar ve imparatorluk müslüman olmasına rağmen nüfusun çoğunluğu değildi. Aslında Osmanlı İmparatorluğu Akdeniz'in en kalabalık hristiyan devletiydi: Osmanlı padişahı, katolik papadan daha fazla hristiyan tebaaya hükmetti.
Sayfa 72 - Epsilon Yayınevi·Kitabı okudu
Alıntı
Defansif Yatırımcı İçin Hisse Senedi Seçimi
1.İşletmenin yeterli büyüklükte olması, 2.Finansal yapısının yeterince sağlam olması, 3.Kazançların istikrarlı olması, 4.Kâr payı sicili, 5.Kazançlarda büyüme, 6.Makul bir fiyat/kazanç oranı 7.Fiyatın aktiflere oranı makul olmalıdır.
Sayfa 390 - Epsilon Yayınevi·Kitabı okuyor
Alıntı
Bütün Osmanlı şehzadeleri, delikanlıyken bile fazla ihtiyatlı bir şekilde de olsa erken dönem modern diplomasinin hassas ve tehlikeli dünyasına maruz bırakılırdı. Osmanlı hanedanından yeni bir erkeği yabancı liderlere tanıtmanın başlıca vasıtalardan biri, şehzadelerin sünnet düğünleriydi... Ayrıca diplomatik bir işlevi de vardı; yabancı elçileri, devlet başlarını ve diğer uluslararası mevki sahiplerini İstanbul'daki saraya davet etmek için bir vesileydi... Bir şehzadenin, sarayın ötesindeki dünyaya takdimi ve ana-oğulun etkinliği gösterme amacı taşıyan sünnet düğünü kusursuz geçti. Hazırlıkları şehzadenin annesi üstlenmişti ama âdet olduğu üzere şenliklere katılmadı. Sünnet töreni hasekiye iki görev biçerdi: korumacı annelik ve oğlunun imparatorluğu devralması sürecinin idareciliği. Küçük oğlunu, cerrahi olarak erkekliğe girmesinin ardından yatıştırmakla kalmaz, hayatının ilk büyük uluslararası etkinliğini düzenlenmesine de yardım ederdi.
Sayfa 35 - Epsilon Yayınevi·Kitabı okudu
Alıntı
Şehzade Selim'in Harem'de ilk eğitimleri
Bir cariye bir oğlan doğurduğunda cinsel ilişki biterdi. Basit bir denklemdi: bir kadın, bir oğul. Amasya'daki haremde her ana oğul ayrı bir dairede kalırdı ama her gün harem koridorlarında veya odalarında diğerleriyle karşılaşırlardı. Gülbahar gibi kadınlar müstakbel padişahların anneleri gibi görülmekteydi, sorumluluk ve üstünlük, fırsatlar ve riskler barındıran bir konumdu bu. Hepsinden öte haseki sultanlar oğullarını hayatta tutmak zorundaydı, sonraki görevleri de oğullarının şehzadelere yaraşır bir eğitim almasını sağlamaktı. Amasya'daki ilk yıllarda, erkenden büyüyen Selim Osmanlıca (sarayda kullanılan dil), Arapça (Kuran'ın dili ve dini ilimlerin temeli) ve Farsça (edebiyat ve şiirin dili) öğrenmişti. Bir şehzadenin eğitimi ayrıca okçuluk, hekimlik, ferman yazma ve avcılık derslerini de içeriyordu. Bu arada Gülbahar ve hizmetindekiler ona dua etmeyi, giyinmeyi ve ileride nasıl bir padişah olacağını öğrettiler. Böylece -genellikle efsanelere konu edilmiş, halktan birinin hayal bile edemeyeceği kadar gösterişli ve güzel donatılmış olan- harem, aslında haremden çok bir okul işlevi görüyordu...
Sayfa 32 - Epsilon Yayınevi·Kitabı okudu
Alıntı