Cem Vardar

Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Özetle...
Yaklaşık dört asır boyunca, 1453'ten son derece zayıfladığı 1800'lere kadar Osmanlılar küresel politikaların, ekonominin ve savaşın merkezinde olmaya devam etti... Bursa'daki ilk askerî zaferlerden başlayarak, bugün otuz üç ülkenin yer aldığı bir coğrafyada neredeyse altı yüzyıl boyunca hüküm sürdüler. Orduları Avrupa, Asya ve Afrika'da muazzam alanları, dünyanın en önemli ticaret geçitlerini; Akdeniz, Kızıldeniz, Karadeniz, Hazar Denizi, Hint Okyanusu ve Basra Körfezi'nin kıyılarında bulunan şehirlere hâkim olacaktı. Dünya üzerindeki en büyük iki şehir İstanbul ve Kahire; Mekke, Medine, Kudüs gibi kutsal şehirler ve dört yüzyıl boyunca dünyanın en büyük Yahudi şehri olan Selanik onlarındı. Orta Asya'daki uzun, zorlu yolculukları boyunca çobanlıkla geçen mütevazi başlangıçtan itibaren Osmanlılar başarılarını dünyaya kanıtlamada Roma İmparatorluğu'nun kendisinden beri Roma İmparatorluğu'na en yakın şey oldu...
Sayfa 17 - Epsilon Yayınevi·Kitabı okudu
Tarih
Kısaca...
Avrupa ve Osmanlı İmparatorluğu arasındaki yoğun çatışmalar azalmamakla beraber, Osmanlıların modern dünyamızı nasıl inşa ettiğine dair bir inceleme, İslam ve Avrupa (ve daha sonra Amerika) tarihlerinin özellikle veya zorunlu olarak muhalif ya da farklı olmadığını gösterir. Bu birbirine bağlı tarihler şiddetten çok daha fazlasını içerir; fazlasıyla propagandası yapılan "medeniyetler çatışması" özenle örülmüş kocaman bir duvar halısısın içinde küçücük bir ilmektir. Böyle bir inceleme, yerlileri tarafından Anahuac* denen bir şehrin, Hristiyan İspanyolların İslam'a açtığı acımasız savaşlardan kalma bir sembol olarak nasıl Matamoros** adını aldığına da açıklar...
Sayfa 14 - Epsilon Yayınevi·Kitabı okudu
Alıntı
Önsöz...
Başka gerçekler de Osmanlı'nın kendi tarihimiz üzerindeki etkisini kabul etmemizin önüne geçmiştir. En başta, son beş yüzyılın tarihini "Batı'nın yükselişi" gibi görme eğilimindeyiz. (Bu anakronik hata Avrupa ve Amerika'da olduğu gibi Türkiye'de ve Ortadoğu'da da geçerlidir.) Aslında 1500'de ve hatta 1600'de şimdiki gibi göklere çıkarılan bir 'Batı' fikri yoktu. Modern asırların başında Avrupa kıtası sürekli savaş hâlindeki farklı krallıklar ve küçük, zayıf prensliklerden oluşan hassas bir topluluktu. Avrasya'nın büyük topraklara sahip imparatorlukları eski dünyanın baskın güçleriydi ve Karayipler'de birkaç ileri mevzi dışında Amerika kendi yerli halkının güdümündeydi. Osmanlı İmparatorluğu Avrupa'da Avrupa kökenli herhangi bir devletten daha çok toprağı elinde tutuyordu. 1600'de dünyayı ele geçirecek tek gücün kim olacağı sorulsa, bir bahisçi parasını Osmanlı İmparatorluğu'na ya da belki Çin'e yatırırdı ama kesinlikle herhangi bir Avrupa devletini seçmezdi.
Sayfa 13 - Epsilon Yayınevi·Kitabı okudu
Alıntı