Cem Vardar

وَاِذْ قَالَ مُوسٰى لِقَوْمِه۪ يَا قَوْمِ لِمَ تُؤْذُونَن۪ى وَقَدْ تَعْلَمُونَ اَنّ۪ى رَسُولُ اللّٰهِ اِلَيْكُمْۜ فَلَمَّا زَاغُٓوا اَزَاغَ اللّٰهُ قُلُوبَهُمْۜ وَاللّٰهُ لَا يَهْدِى الْقَوْمَ الْفَاسِق۪ينَ‌ـ﴿٥‌ـ﴾ 5- Bir zaman Musa kavmine: Ey kavmim! Benim, Allah'ın size gönderdiği elçisi olduğumu bildiğiniz halde niçin beni incitiyorsunuz? demişti. Onlar yoldan sapınca, Allah da kalplerini saptırmıştı. Allah, fâsıklar topluluğunu doğru yola iletmez. وَاِذْ قَالَ ع۪يسَى ابْنُ مَرْيَمَ يَا بَن۪ٓى اِسْرَٓائ۪يلَ اِنّ۪ى رَسُولُ اللّٰهِ اِلَيْكُمْ مُصَدِّقًا لِمَا بَيْنَ يَدَىَّ مِنَ التَّوْرٰيةِ وَمُبَشِّرًا بِرَسُولٍ يَاْت۪ى مِنْ بَعْدِى اسْمُهُٓ اَحْمَدُۜ فَلَمَّا جَٓاءَهُمْ بِالْبَيِّنَاتِ قَالُوا هٰذَا سِحْرٌ مُب۪ينٌ‌ـ﴿٦‌ـ 6- Hatırla ki, Meryem oğlu İsa: Ey İsrailoğulları! Ben size Allah'ın elçisiyim, benden önce gelen Tevrat'ı doğrulayıcı ve benden sonra gelecek Ahmed adında bir peygamberi de müjdeleyici olarak geldim, demişti. Fakat o, kendilerine açık deliller getirince: Bu apaçık bir büyüdür, dediler. وَمَنْ اَظْلَمُ مِمَّنِ افْتَرٰى عَلَى اللّٰهِ الْكَذِبَ وَهُوَ يُدْعٰٓى اِلَى الْاِسْلَامِۜ وَاللّٰهُ لَايَهْدِى الْقَوْمَ الظَّالِم۪ينَ‌ـ﴿٧‌ـ﴾ 7- İslâm'a çağırıldığı halde Allah'a karşı yalan uydurandan daha zalim kim olabilir! Allah, zalimler topluluğunu doğru yola erdirmez. {Allah'a karşı yalan uydurma, O'na şirk koşma, evlât isnat etme, âyetlerini sihir olarak vasıflandırmadır.} يُر۪يدُونَ لِيُطْفِؤُ۫ا نُورَ اللّٰهِ بِاَفْوَاهِهِمْ وَاللّٰهُ مُتِمُّ نُورِه۪ وَلَوْ كَرِهَ الْكَافِرُونَ‌ـ﴿٨‌ـ﴾ 8- Onlar ağızlarıyla Allah'ın nûrunu söndürmek istiyorlar. Halbuki kâfirler istemeseler de Allah nûrunu tamamlayacaktır. __{Kâfirler Allah'ın dinine, kitabına ve delillerine sihir, şiir ve kehânet diyerek iftiralar uydursalar da Allah'ın
Din
Reklam
هُوَ اللّٰهُ الَّذ۪ى لَٓا اِلٰهَ اِلَّا هُوَۚ عَالِمُ الْغَيْبِ وَالشَّهَادَةِۚ هُوَ الرَّحْمٰنُ الرَّح۪يمُ‌ـ﴿٢٢‌ـ﴾ 22- O, öyle Allah'tır ki, O'ndan başka ilâh yoktur. Görülmeyeni ve görüleni bilendir. O, esirgeyendir, bağışlayandır. {Allah, dünyayı, ahireti, varı ve yoğu bilendir. Rahmân ve Rahîm isimleri rahmet kelimesinden türemiştir. Rahmân, Cenâb-ı Hakk'ın rahmetinin, bütün yaratıkları kapsadığını, Rahîm ise kıyamet gününde yalnız müminlere yöneldiğini ifade eder.} هُوَ اللّٰهُ الَّذ۪ى لَٓا اِلٰهَ اِلَّا هُوَۚ اَلْمَلِكُ الْقُدُّوسُ السَّلَامُ الْمُؤْمِنُ الْمُهَيْمِنُ الْعَز۪يزُ الْجَبَّارُ الْمُتَكَبِّرُۜ سُبْحَانَ اللّٰهِ عَمَّا يُشْرِكُونَ‌ـ﴿٢٣‌ـ﴾ 23- O, öyle Allah'tır ki, kendisinden başka hiçbir ilâh yoktur. O, mülkün sahibidir, eksiklikten münezzehtir, selâmet verendir, emniyete kavuşturandır, gözetip koruyandır, üstündür, istediğini zorla yaptıran, büyüklükte eşi olmayandır. Allah, müşriklerin ortak koştukları şeylerden münezzehtir. هُوَ اللّٰهُ الْخَالِقُ الْبَارِىُٔ الْمُصَوِّرُ لَهُ الْاَسْمَٓاءُ الْحُسْنٰىۜ يُسَبِّحُ لَهُ مَا فِى السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۚ وَهُوَ الْعَز۪يزُ الْحَك۪يمُ‌ـ﴿٢٤‌ـ﴾ 24- O, yaratan, var eden, şekil veren Allah'tır. En güzel isimler O'nundur. Göklerde ve yerde olanlar O'nun şânını yüceltmektedirler. O, galiptir, hikmet sahibidir. (Haşr Suresi 22-24. Ayetler ve mealleri)
Din
يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا اتَّقُوا اللّٰهَ وَلْتَنْظُرْ نَفْسٌ مَاقَدَّمَتْ لِغَدٍۚ وَاتَّقُوا اللّٰهَۜ اِنَّ اللّٰهَ خَب۪يرٌ بِمَا تَعْمَلُونَ‌ـ﴿١٨‌ـ﴾ 18- Ey iman edenler! Allah'tan korkun ve herkes, yarına ne hazırladığına baksın. Allah'tan korkun, çünkü Allah, yaptıklarınızdan haberdardır. {"Yarın"la, kıyamet günü kasdedilmiştir.} وَلَا تَكُونُوا كَالَّذ۪ينَ نَسُوا اللّٰهَ فَاَنْسٰيهُمْ اَنْفُسَهُمْۜ اُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْفَاسِقُونَ‌ـ﴿١٩‌ـ﴾ 19- Allah'ı unutan ve bu yüzden Allah'ın da onlara kendilerini unutturduğu kimseler gibi olmayın. Onlar yoldan çıkan kimselerdir. لَا يَسْتَو۪ٓى اَصْحَابُ النَّارِ وَاَصْحَابُ الْجَنَّةِۜ اَصْحَابُ الْجَنَّةِ هُمُ الْفَٓائِزُونَ‌ـ﴿٢٠‌ـ﴾ 20- Cehennem ehliyle cennet ehli bir olmaz. Cennet ehli, isteklerine erişenlerdir. لَوْ اَنْزَلْنَا هٰذَا الْقُرْاٰنَ عَلٰى جَبَلٍ لَرَاَيْتَهُ خَاشِعًا مُتَصَدِّعًا مِنْ خَشْيَةِ اللّٰهِۜ وَتِلْكَ الْاَمْثَالُ نَضْرِبُهَا لِلنَّاسِ لَعَلَّهُمْ يَتَفَكَّرُونَ‌ـ﴿٢١‌ـ﴾ 21- Eğer biz bu Kur'an'ı bir dağa indirseydik, muhakkak ki onu, Allah korkusundan baş eğerek, parça parça olmuş görürdün. Bu misalleri insanlara düşünsünler diye veriyoruz. (Haşr Suresi 18-21. Ayetler ve mealleri)
Din
Orient Express (Şark Ekspresi)
İstanbul bağlamında incelenmesi gereken bir diğer konu da, şehrin Avrupa demiryolu ağına entegre olmasının neticesinde meşhur Şark Ekspresi'nin işletmecisi olan Wagons-Lits firmasının İstanbul'a trenle getirdiği yolcularının konaklaması için işlettiği Pera Palas otelidir. ABD'deki pullman vagonlarının tasarım özgünlüğü ve ticarî işletmedeki başarısından aldığı ilhamla Belçikalı Georges Nagelmackers de benzer bir şirketi Avrupa demiryolu hatlarında kurmaya karar verir. 1872 yılında Beynelmilel Yataklı Vagonlar Şirketi'ni [La Compagnie Internationale des Wagons-Lits] kurar. Alâmetifarikası lüks ve konforlu seyahat olan şirket, farklı ülkelere, farklı şirketlere ait demiryolu hatlarında tren seferleri başlatır. Bunlar içinde en bilineni 1883'te başlayan Şark Ekspresi trenleridir. Bu trenler o yıllarda Paris'ten yola çıkıp kıta Avrupa'sında yol alıp Karadeniz kıyısında Varna limanına varmakta, buradan da vapurla yolcular İstanbul'a ulaştırılmaktaydı. Bu seyahat toplam olarak seksen saati aşıyordu. İstanbul, Avrupa hattına 1888 yılında bağlandıktan sonra trenler doğrudan doğrudan İstanbul'a ulaşmaktaydı. İlk aktarmasız sefer 1889'da yapılır. Bir hayli popüler olan doğuya seyahatin bu en hızlı, konforlu ve lüks biçimi büyük bir talep görür....1894 yılında Nagelmackers kendi otel zincirini kurmaya karar verir ve tren seferleri düzenlediği güzergâhlar üzerinde eşzamanlı olarak pek çok yerde otel işletmeciliğine başlar.
Sayfa 107 - İş Bankası Kültür Yayınları·Kitabı okudu
Alıntı
Bu kâinatın Hâlık-ı Zülcelal'i Kayyum'dur. Yani bizâtihî kaimdir, daimdir, bâkidir. Bütün eşya onunla kaimdir, devam eder ve vücudda kalır, beka bulur. Eğer kâinattan bir dakikacık olsun o nisbet-i kayyumiyet kesilse, kâinat mahvolur. Hem o Zât-ı Zülcelal'in kayyumiyetiyle beraber Kur'an-ı Azîmüşşan'da ferman ettiği gibi لَيْسَ كَمِثْلِه۪ شَيْءٌ dür. Yani ne zâtında, ne sıfâtında, ne ef'alinde naziri yoktur, misli olmaz, şebihi yoktur, şeriki olmaz. Evet bütün kâinatı bütün şuunatıyla ve keyfiyatıyla kabza-i rububiyetinde tutup, bir hane ve bir saray hükmünde kemal-i intizam ile tedbir ve idare ve terbiye eden bir Zât-ı Akdes'e misil ve mesîl ve şerik ve şebih olmaz, muhaldir. (Otuzuncu Lem'a/Altıncı Nükte/1. Şua)
Din