Evet, insanların arasında artık hayat yoktu. Nereye baksam kavga dövüş, nereye baksam kan ve katliam... Riyakârlık ve ikiyüzlülük ise tüm katliamlardan daha acıtıcıydı.
Hayatımızı değiştiren olayları çoğu zaman fark etmeyiz bile. Bazen de benliğimizi öyle büyütür, nefsimizi öyle şişiririz ki kendi mezarımızı kendi ellerimizle kazar, haddimizi unuturuz. Kir letiriz kendimizi, zulmederiz özümüze.
Nefis böyledir işte, iki gün hayret eder, hizaya gelir, üçüncü gün isyan eder, bozgunculuğa başlar! O nefis ki Hz. Musa'nın koca denizi ortadan ikiye ayırmasının hemen ardından peygamberdağa çıkar çıkmaz altın bir ineğe tapınmadı mı? O nefis ki Hz. İsa ölüleri diriltip kuşlara nefes verince peygamberi katletmeye çalışmadı mı? O nefis ki adı güzel kendi güzel Peygamber Ay'ı iki parça edince, "Bu ne büyük bir büyücü!" demedi mi?!
İnsanlar sanıyorlar ki insan peygamber doğar, veli doğar. Ermiş hep ermiştir, derviş hep derviştir. Hayır, öyle değil. İnsan, günah ile sevap arasındaki çizgide yalpalaya yalpalaya ya zalim olur ya alim; ya melek kesilir ya şeytan! Pişmesi gere kir insanın, yetişmesi, öğrenmesi, eğitilmesi gerekir... Varlık ve yokluk arasındaki ince bir çizgidir iman. Şahadet bile bir olumlama bir olumsuzlamadır, vardır ve yoktur, nefes alış ve riştir, kalbin atışıdır. İnsanoğlu her an kalbinde ve nefesinde tekrar tekrar, yeniden ve yeniden Allah'a şahadet eder. La ilah, ilah yoktur, illAllah, Allah'tan başka.