Ruh kader tarafından bütünüyle değiştirildiğinde kötülüğe meyilli hale getirilebilir mi, kader kötü olabilir mi? Korkunç bir felaketin baskısı altında kalan yürek, tıpkı alçak bir tonozun altında sıkışan omurilik gibi şekilsizleşip, bünyesinde çirkinlikleri ve onarılamaz hasarları barındırır hale gelebilir mi? Her insanın ruhunda, özellikle de Jean Valjean'ın ruhunda, bu dünyada yozlaşmayan, öbür dünyada ölümsüzleşen, iyiliğin geliştirebileceği, ateşin canlandırabileceği, alevlendirebileceği, görkemli bir şekilde parıldamasını sağlayabileceği ve kötülüğün asla tamamıyla söndüremeyeceği bir ilk kıvılcım, bir ilahi unsur yok mudur?
Toplumun, kendi üyelerine bir vakada sağduyusuz öngörüsüzlüğünü, bir vakada acımasız öngörüsünü dayatmaya, zavallı bir adamı sonsuza dek bir hatayla bir aşırılık, işsizliğin neden olduğu bir hatayla cezanın aşırılığı arasında tercih yapmak zorunda bırakmaya hakkı olup olmadığını soruyordu kendine.
Toplumun, tesadüfün sihirli değneğiyle gelen refahtan en az pay alan, dolayısıyla korunmaya en layık olan üyelerine böyle davranması acımasızlık değil miydi?
Ölüme bu kadar yakınken, sağlıklı bir insan gibi davranabiliyordu. Aydınlık bakışlarında, konuşmasındaki sert vurguda, omuzlarının dikliğinde ölümle tezat oluşturan bir şeyler vardı. Ölüm meleği Azrail onu görse, yanlış kapıyı çaldığını sanıp yolunu değiştirirdi. Can çekişmesinde bir özgürlük vardı..