Limbik sistem, kendi yarattığı imgelerle beslenir. Kimi araştırmacılara göre, çocuklar örneğin kitap okurken, masal dinlerken ya da oturup hayal kurarken kafalarında herhangi bir görüntüyü canlandırdıklarında; kalp, limbik sistemi besleyen, onu güçlendirerek daha da canlı görüntüler yaratmasını sağlayan bir hormon üretir. Güçlü bir limbik sistem de günümüz tüketici kültüründe yaygın olan sadizm ve şiddet görüntülerinin bombardımanına karşı doğal sayunma oluşturur.
Önemli olan, televizyonda şiddetle ilgili görüntüler izleyen bir çocuğun hemen dışarı koşup bu şiddet sahnelerini taklit edip etmemesi değil. Önemli olan, medyayı izlemenin biyolojik ve nörolojik etkilerini anlamak; önemli olan televizyonun, çocuğu kendi kafasındaki görüntülerden uzaklaştırması. Eğer söz konusu nöroanatomistler haklıysa; televizyon, film ya da video oyunlarıyla büyüyen bir çocuğun, bağlamdan koparılmış bir şiddetin en geçerli onaylama ve teşvik yöntemi olmadığı bir dünyayı düşünmesi çok zordur.
Bir çocuk 6 yaşından 18 yaşına gelene kadar toplam 16000 saat televizyon izler ve ayrıca 4000 saat Radyo veya film izler. Elektronik iletişim araçlarını dinleyen biri sözellikten uzaktır. Çünkü konuşmanın en önemli kuralını çiğner: Dinleyen karşısındakinin sözünü kesemez, oysa karşısındakinin sözünü kesme, tartışma, soru sorma, yineleme insanların kontrolden çıkıp sonra tekrar düzene girmesi sözelliğin özünü oluşturur. Konuşma sırasında katılımcılar kuralları çiğneyebilirler, her an birinin bir kalabalık yapma tehlikesi de vardır. Ama sözellik iletişim için olmazsa olmazdır.
Açıklamalı anlatım insanın düşünme yetisini kısıtlar. Haberlerin her ayrıntısıyla anlatılması da yine düşünme yetisini kısıtlayacaktır. Bir kısım daima izleyiciye bırakılmalıdır. Aksi durumda toplum kademeli olarak aptallaşacaktır.
Zehir şişelerinin üzerine yapıştırılan kuru kafa işaretini her televizyonun üzerine de yapıştırılmalı. Sonuç şu: Televizyon dil edinimi için tek kaynak olamaz çünkü televizyon soru sorabilir ama çocuğun sonu sorularını yanıtlayamaz. Demek ki çocuk bir dili ancak içinde bulunduğu ortamda konuşuluyorsa öğrenir ve bu dili yakın çevresindeki kişilerle iletişim kurmakta kullanır. Buna göre bugün Amerika'da çocukların çoğu gerçek dilden koparılmış bir ortamda yetişmektedir.