Bizler gezmesini bilmiyoruz ne yazık ki.. Avrupa'ya giden erkeklerimiz lüks bir randevu evine bir müzikhole ya da bir pavyona gidercesine eğlence ve kadın peşinde yolculuğa çıkar kadınlarımızın bir kısmı da ille de bir şeyler satın almak ister giyim süs eşyası gibi. Onca güzelliği görmeden dönüp geliriz ülkemize...
Doğuyu geziyorum bir yanda İshak Paşa Sarayı'nın ihtişamı var bir yanda Doğubeyazıt'ın yoksulluğu bir yandan Malabadi Köprüsü'nün akıl almaz güzelliği bir yanda sefaletten kaynaklanan bir çirkinlik doğa ile kentler arasındaki aykırılık çok çarpıcıydı haşmetli Ağrı Dağı'nın buzulları ışıl ışıl gökyüzüne yükselirken Ağrı kenti yoksulluktan dökülüyordu...
Antalya'da başında fes gencecik bir adam gördüm. Nezaketle ile yanına yaklaşıp hangi milletten olduğunu Türkçe bilip bilmediğini sordum adı Ahmet'miş. Neden fes diye sorunca Müslüman Türk'üm de ondan dedi Müslümanları bilmem ama Türklerin artık bunu kullanmadıklarını biliyorum dedim başındaki fesi dürtükleyerek..
Besbelli İmam Hatip liselerinin ilk parlak ürünlerinden biriydi o oğlan. Ömrümce hiç kimseye el kaldırmayan ben öğretmenliğimin olanca otoritesi ile yüzüne iki tokat atıp o fesi başından alarak yere fırlatmak istedim içimden geleni yapmadığımı hala da pişmanım..
Yaşama sevincim 20'sinde solculuğumla birlikte yani kendi benliğimi arka plana itmemle başladı. Yaşamda bunca gerçek felaket bunca sefalet varken ıvır zıvır kişisel sorunlarım yüzünden surat asmayı ahlaksal açıdan ayıp sayarım
Bütün solcuları gözaltına aldılar beni de alacaklar dedim kendi kendime eşim dostum hapisteyken beni adam yerine koyup tutuklamamalarına bir hayli bozuldum