"Onları antipatik buluyordu: Zira, hiç insani bir tarafları yoktu. Ne öfkelenmesini, ne alay etmesini ne sevmesini, ne de hayatın türlü türlü güzelliklerine karşı alaka göstermesini biliyorlardı."
"Zaten Doktor Hikmet, bir 'hakikat' aramaya çıkmış değildi. Yalnız bazı bedbahtların kendilerini kumarla teselliye çalışışları veya dertlerini içkide unutmıya çabalayışları gibi, o da, okumak, mütemadiyen okumakla avunmak istiyordu."
"Niçin bu kadar kötü bir tiyatro sahnesinin daimi müşterisi olacakmışım? Ben kendi hayatımı, yalnız kendi hayatımı yaşamak isterim. Zira, ben bir münzeviyim. Ne kümes, ne ağıl, ne sürü benim yerim değildir. Zira, ben insanın her şeyden evvel bir carnassier (etobur) olduğuna kaniim."
"Halbuki, aşağı yukarı bir aydan beri oturduğu evde, gerek odasını temizliyen hizmetçi, gerek kapısını açan Doktor Hikmet'i, ya yalnız 'Mösyö' yahut da 'Mösyö İkme' diye çağırmaktadır. Mösyö İkme? Bu da kimdir? Genç adam, kapıcı kadın ona her böyle hitap edişte, yalnız yabancılığın acısını iki kat duymakla kalmıyor, kendisini iğreti bir isimle dolaşan bir serseri sanıyor. Öyle bir serserinin korkak ve endişeli kalıbı içine giriyor. Büsbütün bir gölge-adam oluyor."