Sümeyye

Sümeyye
𐱅𐰇𐰼𐰚 ☾☆
Dijital Kuşatma ve Bir Uyanış Manifestosu
10/10
·448 syf.·
2026 22. kitabı
​Açıkçası bu kitap için bir değerlendirme yazıp yazmamakta çok kararsız kaldım; bunun pek çok sebebi var elbette. Ali Osman Önder'i yaklaşık 6 yıldır sosyal medyadan takip ediyorum, 'tanıyorum' desem yeridir. 2020-2023 yılları arasındaki mücadelesine ve sonrasına şahidim, Allah da şahit olsun. Hatta o dönemlerde, 'Keşke bir kitap çıkarsa' dediğimi çok iyi hatırlıyorum. Covid dönemi ​herkes bir yere sürüklenirken ve hayat durmuşken aklıma yatmayan pek çok uygulama vardı. Araştırırken karşıma yine onun hesabı çıktı ve böylesi bir dönemde benim için bulunmaz bir nimet oldu. Yaptığı mitinglere gidemesem de canlı yayınlardan takip ettim. Deccal'in Postalı'nda yazdığı şeyler bize hiç iyi şeyleri hatırlatmasa da, neleri unutmamamız gerektiğini çok iyi gösteriyor. Unutmayalım ki bu süreç hâlâ devam ediyor. ​Kitapta anlatılanlar belge belge açıklandığı halde, bazıları hâlâ 'komplocu' ithamında bulunuyor. Fakat yaşadıklarımız ne kadar gerçekse, yaşayacaklarımız da o kadar gerçektir. Maalesef uyuyanlar uyandırılamıyor. Uyanmak hepimize nasip olsun, sonumuz Allahualem... ​Bu sebepledir ki bu kitabı herkese önermeyeceğim; zaten herkes de anlamayacaktır. Anlaşılması zor olduğundan değil, anlamak isteyeni az olduğundan... Bu kitap okunmak ve fark edilmek için yazıldı. Okursanız çok şey kazanacaksınız ama aynı zamanda sisteme olan güveninizi de kaybedeceksiniz. 'Bu kadar da olmaz' dediğimiz her şeyi gördük ve görmeye devam ediyoruz. Çünkü bu eser, sadece iddialardan ibaret bir manifesto değil; önümüze serilen somut birer kanıt niteliğinde. Gözünü kapatmayanlar için her şey ortada. Zaman hızla akıyor ve dijital bir kuşatmanın tam ortasındayız. Yarın çok geç olmadan, bugün neyle karşı karşıya olduğumuzu bilmek zorundayız. Peki siz, duymaya hazır olmadığınız gerçeklerle yüzleşip o
İnceleme
Deccalin PostalıAli Osman Önder · Beka Yayınları · 202442 okunma
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Kendine Çarpan Bir Zihin: Tehlikeli Oyunlar
6/10
·479 syf.·
2026 20. kitabı
Önsözünü okumamanız gereken bir kitap kendisi. İnsan bari "spoiler içerir" diye bir not düşer. Kitaba henüz başlamadan sonuyla ilgili önemli bir detayı öğrenmiş oldum. Bu yüzden, okumayı düşünenlere önsözü en sona bırakmalarını tavsiye ederim.Tutunamayanlar'ı değerlendirirken Oğuz Atay'dan ve hayatından bahsetmiştim. Bu nedenle burada tekrar aynı konulara değinmeyeceğim. Kitabın sonunda yer alan değerlendirmelerden birini çok beğendiğim için incelememde ona da yer vermek istedim. Hepimiz çocukken oyunlar oynadık. Kimi zaman yaşadıklarımızı, kimi zaman yaşayamadıklarımızı, kimi zaman da hayal dünyamızın izin verdiği ölçüde bambaşka hayatları canlandırdık. Tehlikeli Oyunlar'da da buna benzer bir durum vardır. Yaşanmamış olaylar oynanır, yazılır ve yeniden kurulur. Kitaptaki hayali arkadaş meselesi de biraz çocuklukla ilişkilidir. Freud, 3-6 yaş aralığında hayali arkadaşların normal olduğunu söyler. Tıpkı Albay Hüsamettin gibi... "Ben çocukları sevmiyordum; onları çok aptal buluyordum. Allah'tan ben çocuk olmamıştım." der Oğuz Atay, Tehlikeli Oyunlar'da. Belki de yazdıklarının bir kısmı yaşayamadığı çocukluğundan kaynaklanıyordu. Bu yönüyle Tehlikeli Oyunlar, biraz da yaşanamamışlıkların ve hayal kırıklıklarının romanı gibi geliyor bana. Anlatım bakımından Tehlikeli Oyunlar, Tutunamayanlar'a oldukça benziyor. Ancak konu bakımından farklı eserlerdir. Tutunamayanlar, Oğuz Atay'ın memleket meseleleriyle ilgilenilen yıllarda tanıdığı insanları ve çevreyi konu alır. Ancak bunu doğrudan anlatmak yerine, o çevrenin eksiklerini, çelişkilerini ve insanlarını alaycı ama aynı zamanda acı bir bakışla eleştirir. Tehlikeli Oyunlar ise daha çok kadınlarla ilişkiler, duygusal çatışmalar ve insanın karmaşık iç dünyası üzerine kuruludur. Romandaki düşünceler ve
İnceleme
Tehlikeli OyunlarOğuz Atay · İletişim Yayınları · 202538,9bin okunma
"Anlamak, gitmek kadar zordur bazen." Ö.A.
8/10
·1336 syf.·
2026 19. kitabı
Giderken bile kalabilmek, bazı insanların şiiridir. Yolunuz şiire düşerse, Özdemir Asaf'a da mutlaka uğrayın. Çünkü onun dizelerinde yalnızca şiir değil, insanın kendisiyle yaptığı sessiz konuşmalar da saklı. Şimdiye kadar okuduğum şairler arasında ayrı bir yere sahip. Yer yer Oruç Aruoba'yı anımsatsa da, kurduğu dünyayla ve kelimelere yüklediği anlamlarla kendine has bir iz bırakıyor. Özdemir Asaf'ın bütün eserlerini bir araya getiren bu kitap, yalnızca bir şiir kitabı değil; insanın kendi iç dünyasında çıktığı uzun bir yolculuk gibi. Sayfalar arasında ilerledikçe aşkın heyecanını, ayrılığın sessizliğini, yalnızlığın ağırlığını ve yaşamın karmaşasını hissediyorsunuz. Asaf'ın en etkileyici yanı, karmaşık duyguları son derece sade kelimelerle anlatabilmesi. Bazı dizeler bir anda insanın kalbine dokunurken, bazıları günlerce zihinde dönüp duruyor. Kitap boyunca yalnızca bir şairi değil; düşünen, sorgulayan ve hisseden bir insanı tanıyorsunuz. Bu yüzden eserleri yıllar geçse de eskimiyor, her okunuşta yeni bir anlam kazanıyor. Peki kimdir Özdemir Asaf? Özdemir Asaf (1923-1981), Cumhuriyet dönemi Türk edebiyatının en özgün ve en kendine has şairlerinden biridir. 11 Haziran 1923'te Ankara'da doğmuş, 28 Ocak 1981'de İstanbul'da hayatını kaybetmiştir. Hukuk, iktisat ve gazetecilik eğitimi almış ancak eğitimlerini tamamlamadan edebiyata yönelmiştir. Şiirlerinde insan ilişkileri, aşk, yalnızlık, özgürlük ve varoluş gibi temaları işlemiştir. Asıl adı Halit Özdemir Arun'dur. "Özdemir Asaf" adını kullanmasının arkasında hem çocukluk dönemindeki konuşma alışkanlığı hem de babasına duyduğu saygı yatar. Çocukluğunda "r" harfini söylemekte zorlandığı için adını tam telaffuz edemez, bu durum zamanla mahlas kullanmasına zemin hazırlar. İnancı konusunda ise kamuoyuna açık ve ayrıntılı
İnceleme
Bütün EserleriÖzdemir Asaf · Yapı Kredi Yayınları · 2021307 okunma
9/10
·258 syf.·
2026 17. kitabı
Tanışmak istediğim yazarlardan biri de Halide Edip Adıvar'dır.Milli mücadele yıllarını onun ağızından dinlemeyi çok isterdim. O halde önce Halide Edip Adıvar'la tanışalım kimdir ? Halide Edip Adıvar, Türk edebiyatının en önemli romancı ve yazarlarından biri olmasının yanı sıra, akademisyen, siyasetçi ve Millî Mücadele kahramanıdır. 1882-1964 yılları arasında yaşayan Adıvar, Kurtuluş Savaşı sırasında cephede gösterdiği yararlılıklardan ötürü "Halide Onbaşı" unvanıyla da tanınır. Halide Edib Adıvar, sadece bir yazar değil, aynı zamanda işgali iliklerine kadar yaşamış, Sultanahmet Mitingi’nde binlerce kişiyi coşturmuş ve cephede görev yapmış bir Cumhuriyet aydınıdır. 1922 yılında yayımlanan Dağa Çıkan Kurt, yazarın bizzat şahit olduğu işgal yıllarını, Anadolu’nun acısını, direnişini ve uyanışını konu alan hikâyelerden oluşur. ​Kitap, adını içindeki en sembolik hikâyeden alır. Buradaki "kurt" figürü, esarete boyun eğmektense dağa çıkıp özgürlüğü için savaşmayı seçen Türk milletinin ta kendisidir. Kitap genel itibariyle 2 bölümden oluşur; Hikayeler ve Avrupa gezi notları.. İzmir’in ve İstanbul’un işgalini, Yunan mezalimini ve halkın çektiği acıları romantize etmeden, tüm çıplaklığıyla anlatır. Hikâyelerde sadece fiziksel bir savaş değil; evleri yağmalanan, namuslarına dil uzatılan ve evlatlarını kaybeden sıradan insanların psikolojik trajedileri işlenir. Yazar, küllerinden doğmaya çalışan bir milletin karakter analizini yapar. Kitapta çaresizlik hiçbir zaman mutlak bir teslimiyete dönüşmez; aksine her acı, içten içe büyüyen bir öfkeye ve direniş kararlılığına evrilir. Halide Edib’in diğer romanlarında olduğu gibi, bu hikâyelerde de kadınlar sadece mağdur değil, aynı zamanda direnişin en büyük özneleridir.(Belki de en sevdiğim özelliklerinden biri de budur.) Erkeğini
İnceleme
Dağa Çıkan KurtHalide Edib Adıvar · Özgür Yayınları · 2005554 okunma
Felsefe Tarihine Yolculuk : Kurgu ve Gerçeklik
9/10
·592 syf.·
2026 12. kitabı
(Spoiler içerir) Bazı kitaplara inceleme yazmak çok zordur. Çünkü ne yazarsanız yazın eksik kalır, anlatılamaz. İşte bu kitapta aynen tarif edilemez bir kitap. Bu kitap bir felsefe el kitabı ve eminim felsefeyi seven felsefeyle ilgilenen herkes bu kitabı okumuştur ya da karşılaşmıştır. Anlatım tarzı mükemmel akıcı ve kusursuz.Keza dili de öyle ama içeriği oldukça yoğun bir kitap. Norveçli yazar Jostein Gaarder, entelektüel ve felsefe öğretmeni. Açıkcası öğretmenliğinden de kaynaklı bir okulda gibi öğretme çabası sezinledim. Oldukça farklı bir düşünme tarzı var. Siz kitabı okuyorsunuz ama kitapta sizi okuyor. İç içe geçmiş bir çember gibi.Yazarın, okurlarına felsefi bir oyun sunduğu söylenebilir. Roman, okuyucuyu hem hikayenin hem de felsefenin aktif bir parçası haline getirir. Felsefeyi ulaşılabilir kılan nadir eserlerden biridir. Yazar, okuyucunun zihninde yeni pencereler açarak dünyaya farklı bir perspektiften bakmasını sağlar. Felsefenin uzak ve soyut bir disiplin olmadığını aksine herkesi hayatının bir parçası olduğunu anlatır. (Olay örgüsü benzer olan bir kore dizisi var; Extraordinary You isimli.. Tek fark konusu.. K-drama seviyorsanız bu diziyi de öneririm.) Kitabın konusuna değinecek olursam şayet; Kitap, 15 yaşına basmak üzere olan Sofie Amundsen'in posta kutusunda "Kimsin sen?" yazılı bir not bulmasıyla başlar. Bu gizemli not, Sofie'yi felsefi bir yolculuğa sürükler. Yolculuk sırasında Sofie, filozof Alberto Knox ile tanışır ve onun rehberliğinde felsefe tarihine adım atar. Eski mitlerden başlayarak doğa filozofları, Sokrates, Platon, Aristoteles ve modern filozoflara kadar uzanan bu süreçte Sofie, hayatı ve evreni sorgulamaya başlar. Hikaye ilerledikçe Sofie ve Alberto'nun aslında Hilde adında bir kızın babası Binbaşı Albert Knag tarafından yazılmış
İnceleme
Sofie'nin DünyasıJostein Gaarder · Pan Yayıncılık · 202043,7bin okunma