“Drogo, insanların her zaman birbirlerin den uzakta olduklarını fark etti, birisi acı çektiğinde, acısı sadece kendisine ait oluyor, hiç kimse o acıyı birazcık olsun dindiremiyordu; bir insan acı çektiğinde diğerlerinin, duydukları sevgi ne denli büyük olursa olsun, bu yüzden acı çekmediklerini ve yaşamdaki yalnızlığı işte bu durumun oluşturduğunu fark etti.”
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
“Annesi, dönüşünde Drogo’nun kendisini yeniden o dünyada hissedebilmesi ve orada, uzun yokluğuna rağmen yeniden bir çocuk olarak kalabilmesi için, odasını öylece saklayacaktı; yaa... demek ki annesi, bir daha hiç geri gelmemek üzere yitip gitmiş bir mutluluğu olduğu gibi koruyabileceğine, zamanın akışını
durdurabileceğine, oğlu geri geldiğinde kapı ve camları açmakla her şeyin eskisi gibi olabileceğine inanıyordu..”
Okumam devam ederken bu incelemeyi yapıyorum. Çünkü kitapta çok yakından tanıdığımız,bizzat içerisinde bulunduğumuz kapitalizm ve bunun sonucunda oligarşik bir rejimin açgözlü,bencil,kibirli aristokratlarını ve emekçilerin geçim sıkıntılarını,hatta ve hatta bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın zihniyetinde korkularından doğruyu ve hakkaniyeti saklayan,bunu da geçindirmesi gereken bir aile sahibi olduklarını söyleyerek vicdanlarını köreltmeye çalışan kendi emekçi kardeşlerinin kıyımına göz yuman işçi sınıfını anlatan,bu hayatta bizzat yaşayarak deneyimlediğimiz bir roman. Evet,bu distopya bizim bu kısacık ömrümüzde deneyimlediğimiz hayatımızın romanı.
Kürek mahkumları onları kırbaçlayanlara değil,kendilerinden daha az kırbaç yiyen yanındaki arkadaşlarına kızardı. -V.Hugo