Tasarlamak gerçek bir şeydir; açığa vurulmuş düşler, denenmiş demektir. Bir hayal bir kere düşünülmeye görsün, öbür gerçeklerin arasındaki yerini alır ve bir daha asla yıkılmaz ama kolaylıkla saldırıya uğrayabilir.
Derler ya, insan asla doymak bilmez diye, yüzünü verseniz ille de astarını ister diye. Bu sözler insanı kınama amacıyla söylenir, oysa insan soyunun en büyük yeteneklerinden biri, onu elindekiyle yetinen hayvanlardan üstün kılan bir yetenektir bu.
Bir şeyi çok fazla istemek iyi değildir. Bazen şans ters dönebilir yoksa. Ayarında istemeyi bilmeli kişi, Tanrı ile ya da tanrılarla iyi geçinmenin yolunu bulmalı.
Bir çırpıda okunup üzerine çokça düşünülecek bir kitap olduğunu düşündüğüm bu eser beni ziyadesiyle etkilemiş bulunmakta. Yazarın okuduğum ikinci eseri ve bu eserinde de virgüller ile diyaloglar olmasına rağmen akıcı ve sade dili ile rahatça okunuyor. Okurken sizler de benim gibi altını çizmeyi sevenlerdenseniz elinizden kaleminiz eksik olmayacak demektir. Altını çizdiklerimi açıp tekrar tekrar okuma gereksinimi duydum çünkü bilinmeyen ada neydi? İnsanın kendini araması mı? Anlam arayışı mı? Aşk mı? Cevabını kendimce hala bulamadım sanırım bir müddet daha düşüneceğim. Tek bildiğim ise insanoğlunun devamlı bir arayış içinde olduğu.
Kitabın önerisini aldığım kişiyi ve şu anda bulunduğum o tatlı hisleri asla unutmayıp bugünü tarihe not ediyorum. Aradığımızı bulduğumuz güzel günlere en güzel hislerle..
İyi okumalar dilerim.