İçerisinde "Bir Delinin Hatıra Defteri"ne ek olarak "Palto" ve "Burun" öyküleri de bulunmaktaydı. Şimdi düşününce aklımda en kalanı "Palto" oldu. Kitabı okumadan önceki günlerde Bahar Feyzan'ın ilgili öyküyü anlatmasının da bunda büyük etkisi vardı.
"Burun"u da, "Bir Delinin Hatıra Defteri"ni de çok az hatırlıyorum. "Bir Delinin Hatıra Defteri"ne dair yine az çok keyifli bir öykü olduğuna dair hisler oluşuyor içimde ancak "Burun" öyküsü çok hayal meyal aklımda. Şu an hakkında bir şeyler yazmaya çalıştığım için iyice hatırlamaya zorluyorum kendimi ama sadece burnunu kaybeden bir adam olduğunu hatırlıyorum, gerisi tamamen gizem.
"Palto" hakkında ise aklımda çok daha fazla detay var. Akaki Akakiyeviç'in hazin öyküsü. İnsani bir yoksulluk dramı olarak başlayan öykü son sayfalarda fantastik boyuta geçiyor. Fantastik kısmı eklemeseymiş yazarımız hayvan gibi üzücü bir öykü ile baş başa kalacakmışız ama o son müdahale insanın umudunu kaybetmemesini sağlamış.
Kısaca anlatayım. Akaki Akakiyeviç kardeşimiz yıllardır yükselme umudu olmayan bir işte kıt kanaat geçinerek hayatta kalmaya çalışıyor. Kendisi de çok hırsları olan bir karakter değil. Yaptığı basit işten memnun. Hayat onu mecbur bırakmadıkça bir şey yapmayan insanlardan. Bu monoton düzende ekmeğine bakan kardeşimizin düzenini kış soğukları bozuyor. Lime lime olmuş, palto demeye bin şahit lazım olan kumaş parçası artık onu soğuklara karşı koruyamamaktadır. Donarak ölmek istemiyor ise, hatta ölmeyi geçtim az biraz normal insan standardında yaşamak istiyorsa bu sorunu çözmesi gerekmektedir. Terziye gider. Terzi ona, kardeş bunu yak, der. Yani insanı geçtim, it köpek bile giymesin bunu, der. Güzel hoş diyorsun terzi kardeş ama Akaki Akakiyeviç için yeni bir palto demek neredeyse donarak ölmeye eş değerdi. Ne kadar dil