Martha ile uzunca bir süre beraberdim. Tıpkı onun hayata ara verdiği gibi ben de kitaba aralar vererek okumak durumunda kaldım. Bir koptum bir döndüm. Tabii bu durumun kitapla pek bir ilgisi yoktu. Bu yüzden sonlara yaklaşınca da keşke daha kısa sürede okusaymışım diye düşündüm.
Martha, doktorların defalarca depresyon teşhisi koyduğu ana karakter. Onu ele geçiren karanlık, insanlardan, dünyadan ve gerçekliklerden uzak kalmasına sebep olan bu depresif hallerinin, hayatını ve ilişkilerini nasıl etkilediğini okuyoruz aslında. 16 yaşlarında başlayıp 40'lı yaşlarına kadar uzanan ve bize parça parça sunulan bir hayat hikayesi... Onu ilişkilerinde yaptığı seçimler konusunda anlayabildim dersem yalan söylemiş olurum. İşin psikolojik boyutuna girersek karakterlerin (özellikle Martha ve Patrick) travmatik birer çocuklukları olduğu için muhtemelen hiçbiri tam olarak sağlıklı bir benlik geliştirememiş. Bu yüzden aslında yapılabilecek çok fazla insanca hata yapıyorlar. Bazen kendimi Martha'nın yerine koyarken buldum ya da benzediğimiz noktaları irdeledim. Ben olsam ne yapardım diye düşündüm.
Hayatın içinde düşe kalka ilerlemek, yeniden başlamak, hayal kırıklıkları ve tabii travmalar gibi konuları okumak bana hep canlı hissettiriyor. Gerçek olmasalar bile sanki gerçeklermiş gibi bambaşka dünyalardaki bu insanları gözlüyorum.
Keder ve Mutluluk bu imkanı bana çok keyifli bir şekilde sundu diyebilirim. Son sayfada dolan gözlerimi de son bir çabayla tuttum ve derin bir nefes alıp okuduğum için kendime teşekkür ettim.