Hasan

Hasan
@Socratbey
Güneş batmış, ay parlamaya durmuş. Hava ayaz, yağmur iğne misali. Yokuş hafif dik, adımlarımız ne hızlı ne yavaş. Kalbimiz ay, heyecanımız neşeli bir ezgi. Saçların tan, yüzün ay. Sokak lambaları yarı aydınlık, binanın gölgesi yarım. Ağaçlar sık, ışıklar loş. Bahçe sessiz, biz Issiz .
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Daha dokunmadan kurudu irem Çöllere bir türlü yağamıyorum Yeni bir koşunun başlangıcında Biraz deprem sonrası Biraz şehir hülyası Bir kalp yangınından geriye kalan Siyah gözlerine beni de götür Artık bu yerlere sığamıyorum. Pembe uçurtmalar yolladığından beri Sarardı tiryaki menekşeleri Sonbaharın tozlu kafeslerinde Sevgi turnaları yakalıyorum Turnalar gidiyor; ben kalıyorum Avareyim, asudeyim, yorgunum Bilmiyorum neden sana vurgunum Erzurum garında banklar üstünde Uyku tutmuyor karanlıkları Yitik düşlerimi kovalıyorum Gölgeler gidiyor; ben kalıyorum. Binbir türlü kokuyorsa yaylalar Siyah gözlerine beni de götür Baharın koynundan koparıp sana İpek bir mendile sardığım yüreğimle Şehzade gülleri gönderiyorum Umutlar kalıyor; ben gidiyorum. Bütün yelkenlileri, deniz fenerlerini Kaptanları sorgulayan Yanından geçen küheylanların Korku tufanına yakalandığı Siyah gözlerine beni de götür Güneş ülkesinden gelen yiğitler Benzeri olmayan bir dünya kursun Cellat, ayrılığın boynunu vursun. Usul usul intizarı çürüten Bu hercai diken, bu çılgın arzu Sürüklüyor imkansız muştuların Eşiğine gönül vadilerini Bir ağaçtan düşen yapraklar gibi Düşüyorum tanyerine Ya topla yaralı kırlangıçları Ya da bu vefasız şarkıyı bitir Özgürlüğe giden tutsaklar gibi Siyah gözlerine beni de götür.
Usul usul intizarı çürüten bu hercai diken,bu çılgın arzu sürüklüyor imkansız muştuların eşiğine gönül vadilerini bir ağaçtan düşen yapraklar gibi düşüyorum tanyerine ya topla yaralı kırlangıçları ya da bu vefasız şarkıyı bitir özgürlüğe giden tutsaklar gibi siyah gözlerine beni de götür.
Goëtia: Sinirlerin yatıştı mı Hugenň? Hugenň: Evet Goëtia, şimdi ne söyleceksen söyleyebilirsin. Goëtia: O halde insanları yalancı ve yapmacık olmaya iten nedir? Hugenň: Muhtemelen doğruluk ve iyilik adına sığındıkları vicdanları. Goëtia: Nasıl yani? Hugenň: Doğruluk ve iyiliğin yegane sığınağı olarak görülen vicdan o kadarda doğru değildir Goëtia. Goëtia: Biraz daha açar mısın? Hugenň: Tabi, kişiler olarak yaşamımızın odak noktasında doğrucu Davut olarak vicdanı tutarız, çünkü vicdanın mesele ne olursa olsun doğruyu söyleyeceğine olan inancımız öylesine yüksektir ki yardıma muhtaç birine sırf yardıma muhtaç olduğu için yardım ettiğimizi, meseleyi uzatmamak için söylediğimiz bahanelerin doğru olduğuna inanırız. Oysa durum tahmin edebileceğin gibi böyle değildir, onu, vicdanı rahatlatmak için yardım eder, ardı arkası kesilmeyen yalanlar söyler, yapmacık hareketler sergileriz. Bu yüzden vicdanımızın en insanca parçamız olduğunu söylesem muhtemelen yanlış olmayacaktır, çünkü o da tıpkı bir insan gibi çıkarlarını öncelik haline getirir, sonra kendini rahatsız etmesin diye gerçekleri kılıflarla örter, örneğin durum öyle olmamasına rağmen işçiyi düşündüğünü, zayıfı kolladığını söyler.
Halil Cibran diyor ki; “Başka bir insanın hakikati, onun sana açıkladığı şey değil, açıklayamadığı şeydedir. Bu yüzden, onu anlamak istersen, söylediğine değil, söylemediğine kulak ver.” İnsan, sustuğu şeyler kadardır ve insan insanı, anlatamadığı yerden anlayabiliyorsa yakındır.