Tolstoy, Anna’ya bir kadın olarak saygı duymamış olmasına karşın ölümü karşısında yasa boğularak ondan etkilendiğini saklayamamıştır ve yine Anna’nın ölümünü bir intiharla taçlandırmış, ancak bu şekilde erdemli bir insan olarak kadını düşünebilmiştir. Ona göre aldatan bir kadın erdemliliğini sürdürebilmek için ölmelidir. Ne diyelim! Anna’nın kendi kaleminden kâğıda mürekkep izleri olarak sıçrayıp dökülmesine dahi tahammül edemeyen erkekliğin yaşadığı buhranın eceliyle öleceği günlerin yakın olmasını umut edelim… Son demde size haberlerde izlediğim bir olaydan bahsetmek istiyorum. Haberde anlatılana göre birbirini seven bir genç kadın ile adamın evlenmelerine ailelerin arasındaki husumet nedeniyle izin verilmez ve her ikisi de intihar ederler. Bu acının ardından iki aşığın cesetleri yan yana gömülür; ölümleri ailelerin arasındaki husumetin sona ermesiyle sonuçlanmıştır. Sahiden bizi bizden çalan toplum mudur? Yoksa kişiler arası ilişkilerde sınırlara gösterilmeyen dikkat; iletişim eksikliği, sevgisizlik veya nefret midir?
Her şeyi göze alanlar, aysız bir gece vakti yalnız kabı kacağı, tası tarağı, yatağı Yorganı değil; ellerindeki nasırı, soldukları dağ kokusunu, içlerindeki sesleri, dedelerinin anlattıkları göç hikayelerini, yaşayıp biriktirdikleri ne varsa güçleri yettiğince yüklediler kamyona. Ama kamyona yüklediklerinden daha çoktu geride bıraktıkları. İnsan ne kadarını sırtlanıp nereye kadar sürükleyebilirdi ki çocukluk vatanını?