1950'lerden beri İstanbullu olmayanların İstanbul hakkında hüküm vermesine ve nihayet şehri tahrip etmesine şahit oluyoruz. Hâlbuki bir insan ancak bir şehri bilirse o şehir hakkında tasarruf hakkına sahip olur. Bilmeyenlere müsaade etmemek gerekir.
Yalnız kalmanın üzerinde ısrarla duruyoruz. Düşünürken yalnızlık, yürürken yalnızlık, Troçki gibi hapiste olmayı önermesek de okurken yalnızlık... Bunda neden ısrar ediyorum. Çünkü okumanın dışında, yalnız kalmaya alışık insanların yaşadığı toplumların üretimi de güçlüdür.
İnsan bilgisindeki süreklilikle devam etmek istiyorum. Mekânlarla ilişki kuramadığımız gibi bizden önceki nesillerle de kuramıyoruz. Ölenler, tüm bilgi ve becerisiyle ölüyor. Toplum o birikimle bir bağlantı kurmuyor.(...)