Şunu anlamak lazım: Toplum hiçbir şekilde dengeyi kuramadığı, tatmin edemediği, idame-i hayatını sağlayamadığı bir zümreyi harcarken diğer zümreler de rahat etmez. Bu dert diğerlerine de bulaşır.
Bir toplum bazı değerleri savunamıyorsa o toplumda iş yoktur. İşte bu, büyükannesinin çeyiz sandığından çıkan güzellikleri akılsız torunun heba etmesine benzer.
Nemeçek, Bika, Çonakoş, Atş Feri ve Çele başta olmak üzere hikayedeki birçok çocuk ben de iz bıraktı. Bu nasıl bir dik duruş, bu nasıl bir dava sevdasıdır. Büyük insanların başaramadığı dürüstlüğü Pal sokağı çocuklarında görüyoruz. Hikaye küçücük yaşta çocukların disipliniyle kendisine hayran bırakırken gerçekliğiyle ise insanı hüzünlendiriyor.
Ferenc Molnar'ın çok yetenekli bir yazar olduğunu düşünüyorum. Hikaye hem çok sade hem de çok vurucu bir şekilde işlenmiş.
"Ve bu sıtmalı ağlayış sırasında, birdenbire, yalnızca şunu kekeledi:
- Adımı küçük harfle yazdılar... Benim zavallı, lekesiz adımı küçük harfle yazdılar..."