• "Cahil bir toplum, özgür bırakılıp kendine seçim hakkı verilse dahi, hiçbir zaman özgür bir seçim yapamaz. Sadece seçim yaptığını zanneder. Cahil toplumla seçim yapmak, okuma yazma bilmeyen adama hangi kitabı okuyacağını sormak kadar ahmaklıktır! Böyle bir seçimle iktidara gelenler, düzenledikleri tiyatro ile halkın egemenliğini çalan zalim ve madrabaz hainlerdir."
    Friedrich Nietzsche
  • Yetişkinler dediklerimiz de ana, baba, öğretmen olduklarına göre, yetişkinlerin tümü, dolayısıyla çocuğun mutluluğundan sorumlu olan bütün toplum, suçlu sandalyesine oturtulmaktadır. Bu şaşırtıcı suçlamada bir "kıyamet alameti" niteliği vardır. Adeta mahkeme-i kübrada yükselecek olan şu ses kadar korkunç ve esrarlı: "Size emanet ettiğim çocuklara ne yaptınız?"
    Gösterilen ilk tepki, itiraz ve savunma olur: "Elimizden geleni yaptık. Çocuklarımızı severiz. Onlar için ne fedakârlıklara katlanmadık ki." Böylece iki zıt görüş karşı karşıya gelmektedir. Biri bilinçlidir, öbürü ise bilinçaltından yükselmektedir. Savunma, bildik ve köklüdür. Ama bizi burada pek ilgilendirmez. İlginç olan suçlamadır, sanığın savunması değil. Sanık, çocuğa bakacağım, yetiştireceğim diye çırpınadursun, bir sorunlar çıkmazında dolanmakta, çıkış yolu olmayan bir ormanın içinde kendini o ağaçtan o ağaca vurmaktadır. Çünkü bu çırpınmalarının, yanılgılarının nedeninin kendi özünde
    yattığını bilmemektedir.
  • Bir toplumun tarih bilincini "kendi" ile "öteki" olan ayrımını somut biçimde haritalardan okuyabiliriz. Bizde basılan haritalarda toplum bilincinden çok resmi bilincin, resmi Türkiye'nin yansımalarını buluruz.
  • Ölülerden yardım istemek, uygar bir toplum için ayıptır. Var olan tarikatların amacı kendilerine bağlı olan kimseleri dünyevi ve manevi yaşamda mutluluğa eriştirmekten başka ne olabilir? Bugün bilimin, tekniğin, bütün kapsamıyla uygarlığın alevi karşısında filan veya falan şeyhin yol göstermesiyle maddi ve manevi mutluluk arayacak kadar ilkel insanların Türk topluluğunda varlığını asla kabul etmiyorum. Efendiler ve ey millet, iyi biliniz ki, Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müritler, mensuplar memleketi olamaz. En doğru ve en gerçek tarikat, uygarlık tarikatıdır.
  • «insanlar kapalı ortamlara tıkılır, o ortamlarda kendi aralarında bir uyum içinde mekanın düzenine uygun, belirli zaman dilimlerinde çalışırlar, çalışırlar, çalışırlar. amaç mı? daha üretken, daha yapıcı bir toplum elbette. mesela bir devlet memuru -genelde- sabah erkenden uyanır, işe doğru yola çıkar, ofisine geçer ve koltuğuna oturur. saat saat yapacakları planlanmıştır. yemek yemesi gereken saat bellidir ve hatta tuvalete gidebileceği saatler de kimi zaman. böylece otorite bizim yerimize bizi düşünerek insani ihtiyaçlarımız için boşuna zaman ve enerji harcamamızı hedeflemiştir. artan enerji toplumun egemenliğine aktarılır, kaynağı güçlü tutmak için de bu rol model toplumda her yaştan insana uygulanır. doğduğumuzdan itibaren aile içinde, okul çağına geldikten sonra okulda, askerlik çağına gelince kışlada, sonra insanın çalıştığı yere göre fabrikada, ofiste, şirkette, hastanede ve hapishanede disiplin altında olur toplumlar. kişi kendi enerjisini kaynak olarak kullanamayacak duruma gelmişse adres tımarhanelerdir. fakat üzülmesin tımarhanedekiler, dışarıda akıllı avı vardır hapishanelere sokulmaları için.»

    michel foucault - hapishanelerin doğuşu
  • Sosyal bilimlerin iki önemli alanı “Sosyal Politika” ve “Ahlak” konuları Faruk Taşçı’nın doktora tezinde bir araya gelmiş ve ortaya “Sosyal Politika Ahlakı” çıkmış.

    Sosyal politika ile ahlak arasındaki ilişkisi üzerine bina edilen kitap, Türkiye’de alanında nadide bir yere sahip diyebilirim. Çünkü sosyal politika ve ahlak arasındaki ilişkinin nasıllığı ve niteliğiyle ilgili eser sayısı oldukça az; var olanların ise soru(n)lara verdikleri cevaplar genellikle eksik kalıyor.

    Faruk Hoca’nın doktora tez çalışması olan kitap alan içinde çalışma yapan öğrenci ve araştırmacılara önemli kapılar açacak nitelikte. Kitabın kaynakça bölümü 35 sayfa, neredeyse bir bölüm hacminde olan bu sayı bile bana göre başlı başına kitabı önemli bir noktaya taşıyor.

    Kitap hakkında bir kaç teknik bilgi verecek olursam. Sosyal Politika Ahlakı, 5 kısım ve 13 bölümden oluşuyor. Sosyal politika ve Ahlak’ı konu edinen 1. Kısım konularla ilgilenenler için giriş bilgilerini hem detaylı hem de olabildiğince sade bir şekilde ele alıyor. Sonraki kısımlarda ise Sosyal Politika-Ahlak ilişkisinin insan ve toplum, dini, ekonomi-politik boyutları ele alınıyor. Son kısım ise Sosyal Politika Ahlakı üzerine bir modellemeyi içeriyor.

    Tezin, haliyle kitabın en önemli ve orijinal kısmı malum olduğu üzere son kısım. Sosyal politikayı toplumdaki algısına göre devletin bir görevi olarak görmeyen Taşçı, insan unsurunu ön plana çıkararak nasıl bir zihniyetle sosyal politika yapılması gerektiği üzerinde duruyor.

    Özellikle ülkemizde sosyal politika algılasına önemli eleştiriler getirilen bölümü, görevi sosyal politika üretmek olanlar değil toplumdaki her bir bireyin okuyup ders alması gerekiyor.

    Ayrıca sosyal bilimlerde konu ve kavramların nasıl iç içe geçtiğini gösteriyor bu çalışma bizlere. Tez çalışması yapan araştırmacı ve öğrencilerin kitabı bir de bu gözle okumaları gerekir. Kendi payıma, Sosyal Politika Ahlakı, tez konumla ilgili çok farklı pencereler açtı önümde.
  • Sanat ne içindir?
    1.Sanat sanat içindir.
    2.Sanat toplum içindir.
    3.Sanat insan içindir.
    4.Sanat yaşam içindir.