Puan vermedi··
7 günde okudu
·
Okunma: 24 Haziran 2026 13:19
Yaw tam bilimkurgu okuyorum o yıllara ait diye sevinirken hatta daha çok keşif ve hayal gücü denk gelir de eğlenceli birşeyler okuruz derken çat Bogdanov faktörü devreye giriyor. Mars'ta geçen bir bilimkurgu okumayı umarken, sık sık toplumsal düzen, ideoloji ve alternatif bir toplum modeli okurken buldum kendimi. Tamam Bogdanov bu da birden ivme ne ara tıplum düzenine kaydı diyorsunuz okuma sırasında. Yazıldığı dönem düşünüldüğünde ortaya koyduğu fikirler elbette değerli, ancak benim için siyasi ve toplumsal mesajlar hikâyenin önüne geçti kitap. Sosyalizmin gerekliliğine inanıyoruz eyvallah da bu kitap fazla propaganda kokuyor ba Kötü bir kitap olduğunu söyleyemem ama aradığım bilimkurgu olmadığı da kesin. Sorun kitapta değil kesinlikle, beklentilerin uyuşmazlığı diyelim. Yoksa kitap babalar gibi sosyalizm kokuyor..
Kızıl YıldızAlexander Bogdanov · Yordam Yayınları · 2020296 okunma
Alaturka ve Alafranga
9/10
·232 syf.··
2026 68. kitabı
Yakup Kadri Karaosmanoğlu sadece bir roman yazmakla kalmadı Osmanlı devletinin son dönemlerini konak üzerinden ilmek ilmek işledi. Batılılaşmanın toplum üzerindeki etkisi ve eski düzenle yeninin uçurumunu Naim Efendi, Seniha, Servet ve Sekine, Faik karakterleriyle çizdi. Hakkı Celis’in iyi hali, Naim efendinin çaresizliği aslında kitabın özeti gibiydi. Toplumsal yenilik beraberinde yozlaşmayı getirmişti. Görkemli bir konağın harabeye dönüştüğü hal ise Osmanlı Devleti’nin geldiği son noktayı tasvir ediyordu. Yazarın ilk kitabı olmasına karşı anlatımı oldukça etkileyiciydi. Hikaye örgüsü ise yine ilk romanın çok ötesinde bir kaliteye sahipti. 1. Dünya savaşında ölüme giden Hakkı Celis ve tek başına ölümle burun buruna kalan dede Naim efendi karakterleri oldukça derin izler bıraktı. Dönem, konu ve anlatımı itibariyle müthiş bir roman ve müthiş bir yazar diyebilirim. Yaban, Hüküm Gecesi, Panaroma, Sodom ve Gomore ve Ankara gibi romanları okuma listesinin başına geçmiş durumda…
1000Kitap
Kiralık KonakYakup Kadri Karaosmanoğlu · İletişim Yayınları · 202321,8bin okunma
Reklam
Her haliyle kendisi kalmaya çalışan kadınlara…
9/10
·303 syf.··
2026 33. kitabı
Elif Şafak’ın Siyah Süt’ü diğer kitaplarından biraz farklı. Bir roman değil, daha çok yazarın kendi iç dünyasına açtığı bir pencere gibi. Bu yüzden okurken kurmaca karakterlerden çok gerçek duygularla karşılaşıyoruz. Kitabın merkezinde annelik var gibi görünse de ben kitabı yalnızca annelik üzerine yazılmış bir eser olarak görmedim. Bana göre asıl mesele, bir kadının hayatındaki farklı roller arasında denge kurmaya çalışması. Kadın olmak, eş olmak, anne olmak, üretmek, çalışmak, yazmak… Hepsini aynı anda taşımaya çalışırken insanın kendisine ne kadar yer kalıyor sorusu kitabın her satırında hissediliyor. Kitap boyunca Elif Şafak kendi içindeki farklı sesleri karakterleştirerek anlatıyor. Kimi zaman hırslı, kimi zaman kaygılı, kimi zaman eleştiren, kimi zaman koruyan bu sesler bana oldukça tanıdık geldi. Belki isimleri farklıdır ama sanırım çoğu kadının içinde buna benzer bir kalabalık yaşıyor. Siyah Süt’ü okurken en sevdiğim şey, yazarın kusursuz görünmeye çalışmaması oldu. Korkularını, çelişkilerini ve zorlandığı noktaları açıkça anlatıyor. Bu samimiyet kitabı daha etkileyici hâle getiriyor. Belki de bu kitabı okurken en çok dikkatimi çeken şey, anneliğin ne kadar büyük bir değişim olduğu kadar, insanın o değişimin içinde kendisini kaybetmekten duyduğu korkuydu. Çünkü bazen toplum kadınlardan her şeyi eksiksiz yapmalarını bekliyor. İyi anne olacak, iyi eş olacak, başarılı olacak, güçlü olacak… Ama insan her zaman bu kadar kusursuz olmak zorunda değil. Ben kitabı okurken bazı bölümlerde Elif Şafak’ı değil, çevremdeki birçok kadını gördüm. Hatta zaman zaman kendimden de parçalar buldum. Bu yüzden Siyah Süt benim için yalnızca bir yazarın annelik deneyimini anlattığı bir kitap olmadı. Bir kadının kendi kimliğini koruma çabasının hikâyesi olarak kaldı. Kitabı
Siyah SütElif Şafak · Doğan Kitap · 202411,3bin okunma
Puan vermedi·88 syf.··
Beğendi
·
2026 4. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 24 Haziran 2026 14:24
Okurken beni en çok etkileyen şey, insanın toplum ve ailesi tarafından yalnızca işe yaradığı sürece değer görmesinin ne kadar sert bir şekilde anlatılması oldu. Kitabın başkahramanı Gregor Samsa, bir sabah uyandığında kendisini dev bir böceğe dönüşmüş halde bulur. Ancak hikâyede asıl önemli olan dönüşümün kendisi değil, bu dönüşümden sonra ailesinin ve çevresinin ona karşı değişen tavrıdır. Bana göre Kafka, Gregor’un böceğe dönüşmesi üzerinden insanların yalnızlığını, yabancılaşmasını ve toplumdaki değer anlayışını eleştiriyor. Gregor çalışıp ailesine baktığı sürece sevilen ve ihtiyaç duyulan biriyken, artık bunu yapamadığında ailesi tarafından bir yük olarak görülmeye başlanıyor. Bu durum, insanların bazen bireyi değil, onun sağladığı faydayı önemsediğini düşündürdü. Kitap boyunca Gregor’un yaşadığı çaresizlik ve dışlanmışlık hissi beni etkiledi. Özellikle ailesinin zamanla ondan uzaklaşması, insanın en yakınları tarafından bile anlaşılmayabileceğini gösteriyor. Kafka’nın sade ama yoğun anlatımı sayesinde Gregor’un yalnızlığını ve umutsuzluğunu derinden hissedebildim. Kitabın vermek istediği mesajın günümüzde de geçerli olduğunu düşünüyorum. İnsanlar zaman zaman toplum içinde kendilerini yalnız, değersiz veya anlaşılmamış hissedebiliyor. Bu nedenle Dönüşüm, sadece fantastik bir hikâye değil, insan psikolojisini ve toplumsal ilişkileri sorgulatan güçlü bir eser.
DönüşümFranz Kafka · Yapı Kredi Yayınları · 2020268,1bin okunma
Puan vermedi·40 syf.·
2026 10. kitabı
kitabında mutlu ve huzurlu bir toplum anlatılıyor. Ancak bu mutluluğun devam etmesi, kötü şartlarda yaşayan bir çocuğun acı çekmesine bağlıdır. Herkes bunu bilir ama çoğu insan durumu kabul eder. Bazıları ise bunu kabul edemediği için Omelas'tan ayrılır. Kitap beni vicdan ve adalet konusunda düşündürdü. Bir toplumun mutluluğunun tek bir çocuğun acısına bağlı olması bana çok haksız geldi. Okurken sürekli "Ben olsaydım ne yapardım?" diye düşündüm. Bence Omelas'tan ayrılan insanlar da bu haksızlığı kabul edemedikleri için gitmişlerdir. Kitap kısa olmasına rağmen insanı düşündüren ve sorgulatan bir eserdi.
Omelas'ı Bırakıp GidenlerUrsula K. Le Guin · İnka Kitap · 202621 okunma
''film şeridi gibi gözlerimin önünden geçti''
8/10
·304 syf.··
Beğendi
·
2026 293. kitabı
·
19 saatte okudu
·
Okunma: 24 Haziran 2026 12:38
Bitirdim.. sıcağı sıcağına düşüncelerimi yazıyorum: Önce kısacık özetleyeyim; Kitap Geceyarısı Kütüphanesi evreninde geçen bir yan hikaye diyebiliriz. Geceyarısı Kütüphanesi yaşamla ölüm arasında geçiyordu, bu kitapta ise ölümden sonra tabiri caizse kahramanımızın hayatı ''film şeridi gibi gözlerinin önünden geçiyor'' Bir kez daha yaşama şansınız olsa neyi farklı yapardınız? Yarım kalmışlıklar, pişmanlıklar, yol ayrımları, kazanılanlar, kaybedilenler.. Kaybettiklerin kazandıklarına değdi mi? Matt Haig'in kitaplarında dersler vermesini seviyorum. Hikayeleri edebi açıdan çok zengin olmasa da mesajı güzel olduğu için kendini okutuyor. Sonuna kadar merakla, hevesle okudum. Bazı anlarda kızdım, bu kadar da değil artık dedim, bazen sevindim. Karakterleri; özellikle de Maggie'yi çok sevdim, anneye başlarda çok kızdım sonraları onu da anladım, Dougie'yle, Charlie'yle, herkesle ayrı bağ kurabildim. Sevdiğim şeylerden biri de karakterlerin çok net bağ kurabilinen insanlar olarak resmedilip aktarılması oldu. Dediğim gibi, Matt Haig bu konuda başarılı bir yazar. Kendisi de hayatın akışında zaman zaman savrulup kaybolan biri olarak, yaşamanın değerini anlamış ve feleğin çemberinden geçmiş bir adam. Kitaplarıyla biz okurlara da bu mesajı aktarmaya çalıştığını düşünüyorum ve bence bu çok asil.. Yine de devrik cümlelerinden ve karakterlerin verdiği ''Ha?'' tepkilerinden gına geldiğini söyleyebilirim. Umarım gelecekte dilbilgisine daha fazla dikkat eder. Keyifli bir okuma yolculuğuydu. Genel puanım 8/10
Gece Yarısı TreniMatt Haig · Domingo Yayınevi · 2026339 okunma
Reklam
Reklam