Puan vermedi·110 syf.··
2026 20. kitabı
·
25 saatte okudu
·
Okunma: 11 Haziran 2026 00:00
"...yabancılaşma, aslında özgürleşmenin zıttı değil, önkoşuludur. Yabancılaşma bilinci, insanın kendini ve yaşadığı toplumu dönüştürme motivasyonunun kaynağıdır." Ama maalesef, fazlasıyla bireyci modern toplumlarda, toplumuna yabancılaşan bireyler, bu motivasyonla aksiyona geçmek yerine kendilerini, hazlarının kapısına zincirleyip o zincirin izin verdiği kadar ilerleyebiliyorlar hayatlarında. E hâliyle bu tutumla yaşamak, ister istemez bencilleştiriyor insanı; o yabancılaşmayı toplumla beraber aşabilmek yerine kendini anlamsızca yaşayarak öldürmeyi tercih edebiliyor insan. Meursault da bu bireyci bireylerin uç örneklerinden biri. Bu yüzden kitabın yorumlarını okuduğumda bu kadar çok insanın kendini bu karakterle özdeşleştirdiğini görünce ister istemez şaşırdım ve korktum. Bu kadar kayıtsız ve bencil insanla n'apalım arkadaşlar biz toplum olarak? Madem bizi beğenmiyorsunuz, bari dağa mağa çıkın da şu sıcak yaz günlerinde hava sıcaktı diye bir SSA (Suça Sürüklenen Absürdist) tarafından öldürülmeyeceğimizi bilerek çıkalım dışarıya. Hayır, Adana'da da hava sıcak olduğu için adam öldürüyorlar ama kimse bu adamların iç dünyasından, yabancılaşmasından dem vurmuyor, herkes maganda deyip geçiyor??? Bu herif, çok afedersiniz, Fransız olduğu için mi bu kadar sempati? :p Ayrıca kitabın son kısımlarını okuyup hâlâ bu adamın kayıtsız veya duygusuz olabileceğini savunan insanlar nasıl olabiliyor onu da anlayamıyorum. Kendi düşüncesine göre bir hiçliğe gidecek adamın korkuyla idam gününü beklediğini, kurtulursa yaşayacağı sevinci dizginlemeye çalıştığını veya kurtulamazsa bunun ha yarın olmuş, ha on yıl sonra diye kendini ikna çabalarını okuyoruz. Siz ne dersiniz bilemem ama ben buna duygusuzluk veya kayıtsızlık değil, buz gibi ölüm korkusu ve umut arasında sürüklenmek derim.
YabancıAlbert Camus · Can Yayınları · 2020137,4bin okunma
Puan vermedi·176 syf.··
2026 45. kitabı
·
24 saatte okudu
·
Okunma: 26 Haziran 2026 09:23
Kireç Ocağı, aslında bir insanın yıkılışını değil, düşüncenin toplumla karşılaşınca nasıl öğütüldüğünü anlatıyor. Konrad'ın sözlerinde görünen delilik, belki de dünyanın akıllılığına duyulan en büyük itirazdır. Çocukluğunu cehennem gibi hatırlayan, insanlarla kirlenildiğini söyleyen, düşüncenin susturulduğu bir düzene öfke duyan Konrad; yalnızca kendisini değil, çağını da yargılar. Roman boyunca insanın en büyük mahkûmiyetinin dört duvar değil, anlaşılmamak olduğu hissediliyor. Çünkü toplum çoğu zaman hakikati söyleyeni dinlemek yerine susturmayı tercih eder; düşünceyi çürütmektense düşünürü "deli" ilan etmek daha kolaydır. En tehlikeli olan da budur: Kulakların duymayı, beyinlerin düşünmeyi bıraktığı yerde sessizlik erdem, itaat ise akıl sanılır. Belki de Bernhard'ın en acımasız cümlesi şudur: İnsan, çoğu zaman başkalarıyla değil, başkalarının beklentileriyle kirlenir. Bu yüzden Kireç Ocağı, bir cinayetin değil; hakikatin, düşüncenin ve insan ruhunun yavaş yavaş boğuluşunun romanıdır. Sayfalar ilerledikçe anlıyoruz ki bazen en büyük kireç ocağı taşları değil, insanın kendi zihnidir; içine düşen her düşünceyi ya taşa çevirir ya da toza.
Duygu ve Düşünce
Kireç OcağıThomas Bernhard · Yapı Kredi Yayınları · 2025412 okunma
“Yeterince kitabın var” diyenlere cevabımız hazır.
Devlet futbol oynamaz ama satranç oynar..
8/10
·372 syf.··
Beğendi
·
2026 12. kitabı
·
12 günde okudu
·
Okunma: 26 Haziran 2026 08:58
Platon’un Devlet eseri, sadece antik bir felsefe metni değil, günümüz dünyasını anlamak için de muazzam bir kılavuz. Kitap adalet ve ideal toplum arayışıyla başlasa da, özellikle son bölümlerde yönetim biçimlerinin yozlaşmasını anlattığı kısımlar beni derinden sarstı. Platon’un oligarşi, demokrasi ve tiranlık analizlerini okurken, bugün Türkiye'de bizzat deneyimlediğimiz pek çok toplumsal ve siyasi kırılmanın yüzyıllar öncesinden öngörüldüğünü fark ettim. Platon, yozlaşmanın temel nedenini liyakat sisteminin çöküşüne bağlar. Yönetenlerin ortak çıkarı bırakıp kendi zenginliklerini ve güçlerini koruma hırsına kapılmalarını anlatırken, günümüz Türkiye’sindeki ekonomik adaletsizlikleri, kurumsal yozlaşmayı ve kutuplaşmayı görmemek imkansız. Bugün medyanın gücüyle yaratılan algı operasyonları ve kutuplaştırma siyaseti, Platon’un uyardığı bu tehlikenin tam bir karşılığıdır. Sonuç olarak Devlet, bana sadece felsefi bir teori sunmadı; adalet, liyakat ve hukukun üstünlüğü kaybolduğunda bir toplumun nasıl hızla sürüklenebileceğini gösteren güncel bir Türkiye aynası oldu.
Felsefe-Düşünce
DevletPlaton (Eflatun) · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 201932,9bin okunma
8/10
·112 syf.··
2026 72. kitabı
·
23 saatte okudu
·
Okunma: 26 Haziran 2026 07:37
Gemiden Düşen Adam adından da anlaşılacağı gibi bir yolcu gemisinden denize düşen bir adamın hikâyesini anlatıyor. Başkarakter Henry Preston Standish, gecenin bir yarısı gemiden denize düştüğünde hayatta kalma mücadelesi verirken bir yandan da geçmişini, hayatını ve insan ilişkilerini sorgulamaya başlıyor. İlk bakışta oldukça basit görünen bu olay, yazarın anlatımı sayesinde insan doğasına, yalnızlığa ve varoluşa dair düşündüren bir hikâyeye dönüşüyor. Kitaba başlarken açıkçası çok büyük bir beklentim yoktu. Herbert Clyde Lewis daha önce okumadığım, hatta adını ilk kez duyduğum bir yazardı. Bu yüzden kitap hakkında neredeyse hiçbir fikrim olmadan okumaya başladım. Hatta ilk sayfalarda kendi kendime "Bir insanın gemiden düşmesini ne kadar anlatabilir ki?" diye düşündüğümü hatırlıyorum. Fakat kitap ilerledikçe bu düşüncem tamamen değişti. Yazar, aslında oldukça basit görünen bir olayı son derece etkileyici bir şekilde ele almış. Büyük olaylara, karmaşık kurgulara ya da şaşırtıcı sürprizlere ihtiyaç duymadan okuyucunun ilgisini canlı tutmayı başarıyor. Üstelik bunu çok sade, akıcı ve gösterişsiz bir dille yapıyor. Kitabın en sevdiğim yönlerinden biri de buydu. Anlatımındaki yalınlık hikâyenin etkisini azaltmak yerine daha da güçlendirmiş. Roman boyunca yalnızlık hissi, insanın kendi hayatıyla yüzleşmesi ve çaresizlik duygusu çok başarılı aktarılıyor. Bir adamın denizin ortasında yaşadığı fiziksel mücadelenin yanında zihinsel yolculuğunu da okuyoruz. Bu nedenle kitap sadece bir hayatta kalma hikâyesi olmaktan çıkıp insanın kendisiyle hesaplaşmasına dönüşüyor. Bence Gemiden Düşen Adam, edebiyat dünyasında hak ettiği kadar konuşulmayan, köşede kalmış değerli kitaplardan biri. Okuduğum için gerçekten mutlu olduğum eserlerden biri oldu. Bazen çok büyük beklentilerle başladığımız kitaplar
Edebiyat
Gemiden Düşen AdamHerbert Clyde Lewis · Holden Kitap · 2024718 okunma
10/10
·424 syf.··
2026 10. kitabı
·
14 günde okudu
·
Okunma: 10 Nisan 2026 00:00
Havva’nın Üç Kızı benim için Elif Şafak’ın en etkileyici kitaplarından biri oldu. Hatta bitirdikten sonra hemen başka bir kitaba geçemedim desem yeridir. Çünkü bazı kitaplar sadece okunup bitmiyor, insanın zihninde bir süre daha kendi kendine konuşmaya devam ediyor. Bu kitap da bende tam olarak öyle bir etki bıraktı. Elif Şafak’ın kalemini genel olarak seviyorum ama bu kitapta beni özellikle içine çeken şey, anlattığı meselelerin çok tanıdık ama aynı zamanda çok derin olmasıydı. İnanç, şüphe, kadınlık, aile, toplum baskısı, kimlik, aidiyet, Doğu ile Batı arasında kalmak, insanın kendine bile itiraf edemediği duygular… Bunların hepsi kitabın içinde öyle doğal bir şekilde yer alıyor ki okurken sadece karakterleri takip etmiyorsunuz, kendi içinizde de bazı sorular açılıyor. Kitap boyunca en çok düşündüğüm şeylerden biri şuydu: İnsan gerçekten neye inanır? Ailesinden gördüğüne mi, toplumun öğrettiğine mi, kendi arayışına mı, yoksa korkularına mı? Elif Şafak bu soruyu tek bir cevapla kapatmıyor. Bence kitabın en güçlü tarafı da bu. Okura hazır bir doğru sunmuyor, aksine karakterlerin içinden geçen karmaşayı, arada kalmışlığı ve sorgulamayı olduğu gibi bırakıyor. Havva’nın Üç Kızı’nda karakterlerin hiçbiri tek boyutlu değil. Kimse tamamen haklı ya da tamamen haksız değil. Herkesin kendince bir yarası, bir suskunluğu, bir kaçışı ve bir savunması var. Bu yüzden okurken bazı karakterlere kızdığım yerler oldu ama bir yandan da neden öyle davrandıklarını anlamaya çalıştım. Bence iyi roman biraz da bunu yapabilmeli; okuru hemen yargılamaktan alıkoyup düşündürmeli. Kadınların iç dünyasının anlatılışını çok başarılı buldum. Özellikle kadın olmanın ailede, toplumda, ilişkilerde ve insanın kendi zihninde nasıl farklı yükler taşıdığını hissettiren çok güçlü yerler vardı. Bazı
Havva'nın Üç KızıElif Şafak · Doğan Kitap · 201619,1bin okunma
9/10
·372 syf.··
2026 7. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 12 Mart 2026 00:00
İclal Aydın’ı çok severim. Hem kalemini hem de anlattığı hikayelerdeki o sıcak ama iç burkan tarafı gerçekten beğeniyorum. Bu yüzden Üç Kız Kardeş’e başlarken zaten beklentim vardı ama kitap beni düşündüğümden daha fazla içine aldı. İlk başta sıradan bir aile hikayesi okuyacağımı sandım. Sadık Bey ve Nesrin Hanım’ın kızları Türkan, Dönüş ve Derya… Ayvalık’ta başlayan, İstanbul’a uzanan ve yine aile bağlarının etrafında şekillenen üç ayrı hayat. Ama sayfalar ilerledikçe bunun sadece üç kız kardeşin hikayesi olmadığını anlıyorsunuz. Kitapta en çok sevdiğim şey, aile olmanın sadece sevgiyle anlatılmamasıydı. Sevgi var ama yanında suskunluklar da var. Fedakarlık var ama bazen insanı yoran tarafları da var. Kardeşlik var ama kıskançlık, kırgınlık, yanlış anlaşılma ve herkesin kendi içinde taşıdığı yükler de var. Bence kitabı gerçek yapan taraf biraz da buydu. Türkan, Dönüş ve Derya’nın her biri farklı bir yerden dokundu bana. Özellikle kadınların hayatı, evlilik, toplum baskısı, “elalem ne der” düşüncesi ve güçlü görünmek zorunda bırakılmaları kitabın en etkileyici taraflarındandı. Bazı yerlerde karakterlere kızdım, bazı yerlerde üzüldüm, bazı yerlerde de “ne yazık ki hayatta da böyle oluyor” diye düşündüm. Ayvalık atmosferi de romana çok yakışmıştı. Okurken evin içindeki telaşı, sofraları, kardeşlerin birbirine bakışını, söylenmeyen ama hissedilen cümleleri gözümde canlandırabildim. İclal Aydın’ın sevdiğim tarafı da bu sanırım; çok büyük laflar etmeden, insanın bildiği duyguları anlatabiliyor. Tam puan vermememin sebebi, bazı yerlerde olayların biraz daha derinleşmesini istememdi. Özellikle bazı karakterlerin iç dünyasını daha fazla okumak isterdim. Ama genel olarak çok severek okuduğum, bende sıcak ama buruk bir tat bırakan bir kitap oldu. Aile hikayelerini,
Üç Kız Kardeşİclal Aydın · Artemis Yayınları · 202011,1bin okunma