Her saniyenin üzerine titrer, her birini emip bitirmek isterim. Hiçbir şey gözümden kaçmaz. Her şeyi unutulmaz bir biçimde yerleştiririm gönlüme. Ne o güzelim gözlerin kaçamak sevecenliğini, tatlılığını, ne sokağın gürültüsünü ne de neredeyse ışıyacak günün aldatıcı aydınlığını gözden kaçırırım. Ama dakikalar yine de geçip gider. Durduramam onları. Geçip gitmelerinden hoşlanırım.
Kutsal bir sevginin , özverili bir sevginin engin bir gücü olmaması mümkün mü? Ah, hayır! Bir mezarda gömülü olan kalp ne kadar tutkulu, ne kadar günah işlemiş, ne kadar asi olursa olsun, üstünde yeşeren çiçekler bize, masum gözleriyle, sakince bakarlar... Bu çiçekler bize , yalnız sonsuz hareketsizliği, her şeye ilgisiz olan o büyük hareketsizliği anlatmazlar; onlar bize aynı zamanda sonsuz bir anlaşmayı ve ebedi bir hayatı da anlatırlar...
Herkes bilir ki zaman, bazen kuş gibi uçarak, bazen de bir solucan gibi ağır ağır ilerleyerek geçer. Fakat insanın özellikle en hoşlandığı şey, zamanın hızlı mı, yoksa yavaş mı geçtiğinin ayrımında bile olmayışıdır.