Lisede hep tombuldum, üniversitede zayıfladım ama bu beni güzel kılmadı. Sadece sokakta yürürken patates kızartması yemem yüzünden insanların beni küçümsemesini engelledi. Ya da yemekten sonra çikolata yediğimde ailemin, "Zaten bu yüzden şişmansın" demesini. Zayıflamak istediğimi söylediğimde insanların, "Nereni zayıflatacaksın ki?" diye tepki vermesini sevmiştim. Ne kadar çürümüş ve garip bir güç kırıntısı... Beni zehirlemeye, başkalarının bakışı uğruna kendi sağlığım için değil zayıflamaya itmeye yeten bir şey. Bu düşünceler içimdeki açlığı daha da körüklüyor ve sonunda yine kontrolümü kaybediyorum. Her şey, her zamanki gibi, benim suçum.
Psikiyatrist: Çünkü düşünürken duygular da işin içine karışır; hâlâ o ânın "hissetme hâli”nin içindesinizdir. Ama durumu kelimelere döküp somutlaştırdığınızda, ona dışarıdan bir gözle bakmanız mümkün olur. Akılcı bir gözle.
Ben: Değil mi? Konuşmadan önce anılarla utanç iç içe geçmişti ve her şey çok büyük, çok ağır geliyordu. Ama dışavurduğum anda o duygular dağıldı, geriye yalnızca kelimeler kaldı. Canımı sıkan da bu oldu aslında, "Vay be, bunca acı dile getirince bu kadar mıymış?" dedim. Düşündüklerim ergenlik döneminde herkesin aklından geçebilecek şeyler gibi görünmeye başladı. Sanki bu zamana kadar her şeyi fazla büyütmüşüm gibi.