İnsan doğuştan Yüce ruhlu ve özgür olduğu için onu çevreleyen şeylerin İki tür olduğunu görür. Bazısının önünde hiçbir engel yoktur ve sadece kendi istediğini yapar. Bazısının kaderi ise başkalarının isteklerine tabidir. Eğer insan yaptığı her şeyin kendi kararı olduğuna inanırsa özgür, mutlu, asil ruhlu ve Tanrı inancına sahip olacaktır. Her şey için Tanrı'ya şükredecek ve olan hiçbir şey de hata bulmayarak her şeyi kabullenecektir. Ancak kendine değil de dış dünyadakilere inanırsa korktu ve arzuladığı şeyler üzerinde gücü olanların kölesi olacak, özgürlüğü kısıtlanacak ve Tanrı' nın ona zulmettiğini düşünecektir.
📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
" Hayata karşı bir Yemek davetinde nasıl davranırsan öyle davranman gerektiğini unutma. Sana yemek mi sunuldu? Elini uzat, kibarca al ve ye. Yemek yanından mı geçti? Sakın uzanıp durdurmaya çalışma. Henüz yemek gelmedi mi? Sen onu arama, sana gelene kadar bekle. "
Bir yemeğe davet edildiğimizde önümüze ne konulursa onu kabul ederiz, Öyle değil mi? davet sahibinden balık ya da tatlı isteyecek olsak garip karşılanır. Buna rağmen Tanrı'dan vermediği şeyleri istiyoruz. Üstelik zaten pek çok şey vermiş olmasına rağmen.
Tam bir teslimiyetten bahsediyordu ve bu teslimiyetin mükafatı da şöyleydi:
İş, hayat, bir eş, çocuklar ve zenginlik; hepsi için aynısı geçerlidir. Ve böylelikle bir gün Tanrı'nın ziyafet sofrasına da kabul edilirsin.
Kalbinizi dış etkenlerden koruyun, aklınız ve kalbinizi ayrı ayrı değil bir tutun... Doğru olan sizin kendi içinizdedir, Siz zaten iyi ve doğru iseniz ne kalbiniz ne de aklınız sizi yanıltabilir...