Üstadımın bana öğrettiği en önemli şey yaratılışımın hakkını vermek için özümün sırrına erişmem gerektiğiydi. Hiçbir şey göründüğü gibi değildi. Görüneni hakikat kabul etmek sonu gelmeyen bir yolculukta bin defa ölüp bin defa dirilmek demekti. Üstadım bunların kelimeler vasıtasıyla değil ancak yaşayarak öğrenilebileceğini söylerdi. Ve doğrusunu söylemem gerekir ki hepimiz hakikat denen o sırrı çözmekle mükelleftik.
Sen, otogarın parlak ışıkları altında, ruhsal disiplin eğitimi veren bir okulun uysal ama güçlü bir öğrencisi gibi... Coşkun nehirler gibi akan hayatın dışında, kendi ruhunun sessizliğine sığınmış, iyilik ve güzelliğe adanmış bir anıt gibi...