En son çocukken yaşadığımı hissettiğim bir duyguyu hatırladım bugün. Hani soğuk bir kıştan çıkmışsındır; Nisan ayındasındır ama evlerin içi hâlâ soğuktur. Dışarıda ise içini tatlı tatlı ısıtan sapsarı bir güneş vardır. Evinin bahçesi yeşillenmiştir; toprağa oturup biraz ısınmak istersin. Kısa bir süre sonra, “boş durma”nın verdiği bir can sıkıntısıyla eline bir kitap alırsın. Acele etmeden, telaşsız… Yetişmen gereken hiçbir yer yoktur.
Bugün o duyguyu yeniden yaşadım.
İşe giderken ormandan geçmek istedim. Nefes nefese, kendimle yarışır gibi yürürken karşıma yemyeşil bir yol ve sapsarı bir güneş çıktı. Kulağımda “Jason Forvento – Valsen D’amour” çalıyordu.
İstemsizce yavaşladım ve olduğum yerde öylece kaldım. Çantamı, ayakkabılarımı, ceketimi yere bırakıp toprağa oturdum. En son ne zaman böyle sakin, telaşsız bir an yaşadım, hatırlayamadım. Dallarda kuşlar vardı… Gözlerimde, sebebini bilmediğim yaşlar ağır ağır birikiyordu, içimde eski bir bahar çiçek açıyordu. Soldurmaya korktum, gözlerimi kapattım…