Dünyanın sizin içinizi görmediğini, derinin ve kemiğin maskelediği umutlarınızı, hayallerinizi ve kederlerinizi zerre kadar umursamadığını. Gerçek işte bu kadar basit, bu kadar saçma ve bu kadar gaddardı.
Öğrendiğim şeyse şu: Azıcık kazıdığında, hepsinin üç aşağı beş yukarı aynı olduğunu görüyorsun. Kimileri daha cilalı, daha yaldızlı. Az buçuk -ya da epeyce- cazibeleri oluyor, insanın gözünü boyayabiliyorlar. Ama gerçekte hepsi de gazaplarını etrafa döke saça dolanan, mutsuz oğlan çocukları.
Yanıtlara erişmenin zor olduğunu ama bulunabileceğini bilmek de rahatlatıcıydı. Onlar orada, tebeşirin ucundaydılar, kara tahtaya yazılmayı bekliyorlardı.