Peki ya bardak? Hep boş mu kalacak?"
"Bu bardak asla boş kalmayacak. Ona her baktığımda dünyanın en güzel çiçeğini göreceğim. Bana bu çiçeği en iyi öğrencimin verdiğini düşüneceğim. Tamam mı?"
Artık gülüyordu. Ellerimi bıraktı ve tatlılıkla konuştu. "Artık gidebilirsin, altın yürekli çocuk..."
Acı çekmek ne demekmiş asıl şimdi anlıyordum. Acı çekmek bayılana dek dayak yemek değildi. Ayaktaki cam kesiğine eczanede dikiş attırmak değildi. Asıl acı, kalbi baştan aşağı sancılara boğan, insana sırrını kimselere anlatmadan ölmeyi arzulatan bir şeydi. Kolları, başı hep dermansız bırakan, yastıkta öbür yana dönme isteğini bile söndüren bir şey.
Bugün unutamayacağım bir melek çocuk ile tanıştım...
Kitabı okurken çoğu zaman içim parçalandı, bir çocuk bunca acıyı yaşamamalı... Ayrıca aşırı zeki de bir çocuk, okurken asla 5 yaşında olduğunu kabullenemedim... Hayal dünyasının yanmaması ve mutlu olmasını istiyorum. Serinin bir sonraki kitabı "Güneşi uyandıralım" ı kütüphaneden aldım fakat başlamaya cesaret edemiyorum. Zeze'nin kalan ömrünün musmutlu olduğuna inanmak ve hiçbir olumsuzluğu öğrenmek görmek istemiyorum...