( Spoiler içerir ! )
Rasim Özdenören’in ilk ve son romanıymış bu eser. Bünyesinde iki hikayeyi birden barındırıyor.
Birincisi; kurtuluş savaşından sonra bir çok arkadaşını kaybetmiş olmanın verdiği hüzünle ve verdikleri mücadelenin bir hiç uğruna olduğunu gördükçe, protesto olarak 50 yıl boyunca evine kapanıp gül yetiştiren adamın hikayesi; ikincisi kaybolmuş, kendi kültür ve medeniyetlerinden tamamen kopmuş, yozlaşmış yeni nesili; ‘’Sitare, Yavuz, Çarli ...’’ ve diğerlerini.
Eser, metropollerde sabahlara kadar sönmeyen ışıklar, bankalar ve otellerin hızla her caddeyi istila etmesinin ardından doğu ve batı arasında sıkışmış adeta prangalanmış olan zihinleri gözler önüne seriyor. Modernitenin kıskacına sıkışmış insanların iç hallerini bize gösteriyor; harcıyorlar, oynuyorlar, geziyorlar fakat doyuma bir türlü ulaşamıyorlar,bir türlü mutmain olamıyorlar.
Bu hikaye dede ile torunun arasında ki o derin uçurumu anlatıyor. Psikolojik dürtüleri, sosyal süreçleri göz önüne seriyor.
Kitapta yaşlı adamın sorduğu ‘’Sizler nasrani misiniz? Yoksa mecusi misiniz? Hangi millettensiniz?’’ soruları beni dehşete düşürdü.
Birde, ‘’Savaşarak neyi ortadan kaldırmak istemişlerse, savaştan sonra o gelmişti. ‘’ cümlesi geçiyor , zaten hep böyle olmamış mıydı?! Bu pasaj bana 28 şubatı hatırlattı; o yerlerde sürünen, derslerden kovulup okula alınmayan, bu uğurda mücadele veren ‘’başörtüsü bez parçası değil ayettir’’ sloganı atan ablaları...
İsmet özel’in dediği gibi, neyi kaybettiğini hatırla, hatırlayalım..
Annesini kaybeden bir çocuk kaç yaşında olursa olsun sizden büyüktür... demiş Ahmet Batman... Belki de bu yüzdendir bilemem ama önüne hedef koyan bir insanın yoluna ister karşı koyamayacağı bir aşk çıksın, ister aileden çok sevdiği biri, onu yolundan çeviremezsin. O her zaman gönlünün kaldığı değil, aklının olduğu yerdedir. Çok küçük yaşta insan kendini tanımaya başlar.
Gelişim çağı adına yazılan bir eser olarak bir çocuğun hayal dünyasını zenginleştirip, hedefe gittiği yolda kararlarının önemini anlayıp, konuşmadan anlaşılmayı öğrenen karakterler olacağına inanıyorum. Bir zamanların belki de hala çocukların tanışması gereken bir eser olduğunu düşünerek okunmasını tavsiye ediyorum.
Küçük yaşta bir çocuğun hikaye üzerinde bile olsa hedeflerine ulaşmak istemesi, bir çocuk için gelişim sağlayan ilk etkenlerden biridir diye düşünüyorum.
Çocukların gelişim çağı, aklının farkına varıp bir şeyler için çözüm üretmeye başladığı anda hedeflerini ortaya koyuyor. Kaldı ki bir çok çocuk bunu henüz dört beş yaşlarında da farkedebiliyor.
Harry, küçük yaşta ailesini kaybetme sonucu ile teyzesi ve eniştesi ile birlikte yaşar fakat onlar Harry' e iyi davranmaz. Evde yemek, temizlik gibi işleri yaptırır eziyet ederler.
Defalarca Harry adına mektuplar gelir fakat ne teyzesi ne de eniştesi o mektupları okumasına izin vermez. Bir gün eve mektup yağmuru olur bu duruma katlanamayan belki de korku sonucu doğan bir durum karşısında eniştesi Harry hariç evdeki herkesi alır gider.
Hagrid, Harry' nin mektupları okumadığını anlar ve ailesinin kötü büyücü Voldemort tarafından büyü ile öldürüldüğünü söyler. Bunun üzerine Harry, Hogwarts Cadılık ve Büyücülük okuluna gitmeye karar verir. Trene bildiklerinde Harry, kendine Ron ve Hermione adında iki arkadaş edinir. Dostluğun başladığı yer tren