Aslında bu, hayata duyulan öfkedir.
Bana gelen imtihanlarla, zorluklarla, hayal kırıklıklarıyla baş edemeyen bir kadın, omzundaki bunca olumsuz duygunun ağırlığıyla annelik yapamaz hâle gelir.
Öyle ki, hayatla kavgalı bir insan için çocuğuyla bağ kurmak, neredeyse imkânsız denilecek kadar zor bir hâle gelir.
Bu yüzden, hayata dair umudu, sevgisi, içten kabullenişi olmayan annelere çocuklar da adeta bir yük gibi gelir.
Çocuk cıvıl cıvıl konuşur,
“Kes sesini, başımı şişirdin artık!”
Hoplar, zıplar, oynar,
“Otur yerinde azıcık, başım döndü!”
Bir şey sorar,
“Ne kadar da meraklısın sen böyle!”
Bir şeyi kurcalar, tanımak ister,
“Bırak onu! Git oyuncağınla oyna, yaramaz şey seni!”
Bu sözler havada uçuşur…
Çocuğun, çocukluğunun bir gereği olarak yaptığı bu masum davranışlar annenin gözüne batar, onu rahatsız eder.
Çünkü annenin kalbi zaten doludur.
Ve çocuğun küçücük damlaları bile, annenin kabının taşmasına neden olur.Anne kızar,anne bağırır,anne döver.