Lakin sabahları ve akşamları tapınaktan tüm kasabaya yayılan çan sesi bugün gibi hala kulaklarımda yankılanır. Seikanji Tapınağı'nın çan seslerini ne zaman hatırlasam bu hatıra, alır götürür beni sisli son baharlardan ağaç kurutan, ömür solduran kışlara. Her çan sesinde tıpkı çocukluğumdaki gibi yapayalnız hissederim kendimi. Değişen, sanki mevsim değil ben olurum. Soğuyan, sanki hava değil çocukluğum Okur.
Yaşadığı dünyada kendini olduğu gibi kabul edip bu dünyada nefes alıp veren başkalarının da olduğunun farkına varmalı insan. Karşısındakinin dünyası ne kadar acı, ne kadar çirkinlikle dolu olsa da yaşamanın onun en doğal hakkı olduğunun bilincinde olmalı.
Şu tatsız tuzsuz hayat yolunda ağır aksak ilerleyen şahsımın bir gün ölüm ülkesinin sınırlarına ulaşacağını düşünüyorum. Ve ölmenin yaşamaktan daha huzur verici olduğuna inanıyorum. Ölümün insanoğlunun erişebileceği en yüce mertebe olduğunu düşündüğüm zamanlar da oluyor. Ve son zamanlarda sık sık "Ölüm yaşamdan daha saygındır." düşüncesinin zihnimde dönüp durduğunu fark ediyorum.