Piyano da ayrı bir hikayeydi, küçük bir kız piyano çalmayı öğreniyordu. Annesi ısrarcıydı. Zorluyordu, piyanonun başına oturtuyordu onu. Hiçbir şey olmadı. İnat galip geldi. İnsanın başkasının isteklerinden kendisini koruduğu inat. Kendi hayatını savunduğu. Varsın bu hayat başka birinin planladığından daha kötü, daha yoksun olsun, ama nasıl olursa olsun, müziksiz, yeteneksiz de olsa kendisinin olsun.
Herkes kendine uygun şekilde ölür. Bazıları mahzenlerinin altındaki gizlenme çukurlarında, değerli mallarını bağırlarına basmış, gözlerini sımsıkı kapamış halde yakalanacak. Bazıları yolda, senenin ilk karı tarafından öldürülecek. Birkaçı yabalarla savaşarak bile ölebilir. Daha sonra barbarlar kasaba arşivleriyle kıçlarını silecek. Hiçbir şey öğrenmemiş olarak öleceğiz. Hepimizin derinliklerinde, kaskatı, anlayışsız bir şey var gibi görünüyor. Sokaklardaki kargaşaya karşın, içine doğduğumuz bu dingin kesinlikler dünyasının yok olmak üzere olduğuna kimse gerçekten inanmıyor. Bir imparatorluk ordusunun yaylar, oklar ve paslı tüfekler kullanan, çadırlarda yaşayan, hiç yıkanmayan, okuma yazması olmayan adamlar tarafından yok edilebileceğini kimse kabullenemiyor.