Nedense Perihan Mağden'in bu kitabını korkarak, ürpererek okudum. Kitabın diziye özel baskısının arka kapağında yazan cümledeki gibi: "Kırık bir kalbin romanı, aynı zamanda tekinsiz bir gerilim." O tekinsizlik yoğun ve başarılı bir şekilde nakşedilmiş.
Anne ile kızının kaçış hikayesi bu. Romanın adını herkes kendine göre yorumlayabilir. Belki kendinden kaçıyordu Anne, belki geçmişinden, belki yaralanmamak için insanlardan, belki aileden veya akrabalardan biri gerçekten de peşine düşmüştü (Bambi'nin babası mesela), veya sadece polislerden kaçtı ömrü boyunca. Perihan Hanım bu soruyu bence okuyucuya bırakmış. Karakterlerin isimlerini de öyle. Hiçbirinin ismi yok. Gerçi durum böyle olunca siz de onlara bir isim bulamıyorsunuz. Çünkü onlar herhangi bir kalıba sığdırılmamış kişiler. Üzerlerine hangi adı yapıştırsam da hiçbirini uyduramadım.
Nedense kitapla dizi yarı yarıya aynı. Yani kitapta uzun olan sahneler dizide ya kısaltılıp geçiştirilmiş (Deli Rahibe cinayeti, Annenin fotoğraf makinesini parçaladığı sahne) ya da hiç çekilmemiş (Konuşkan Kadın olayı, Annenin Tunus'ta bir kadını öldürmesi). Bazı kısımlar da dizide uzun ve detaylı olarak işlenmiş (Bambi'nin kitabı ezberlemesi, sapık doktor olayı, falçatayla boğazı kesilen otel sahibi gibi). Bu nedenle ikisini kıyaslayamıyorum. Aslında hem izleyip hem okuyunca ikiye bölünmüş bir hikayeyi birleştirmiş gibi hissettim.
Bu kitapta özellikle Anneyi merak ediyorum. Hangi travmaların onu bu hale getirdiğini ve dış görünüşünü merak ediyorum. Kitapta oldukça çirkin bir kadın olarak tasvir ediliyor, fakat dizide oldukça farklı ve güzel bir kadın olarak gösterilmiş. Bu nedenle Anne hakkındaki soru işaretlerim cevapsız kalmış oldu.
Her insan kitap okurken olayları, mekanları ve kişileri kendi kafasında canlandırır. Yani romanlarda net bir
Kendini bugünün ve dünyanın efendisi sananlar da tıpkı geri kalanlar gibi, er ya da geç, kar taneleri misali zamanın ve uzayın içinde, o kudretli efendinin göğsünde eriyecekti.