Soner Atabek

Soner Atabek
@SonerAtabek
TOPARLANDIM DEVAM ETTİM HER ŞEYE RAĞMEN Yine de inşa edin UMUTLA BAK Asla Düşünme! adlı eserlerin yazarıyım.
Dingonun ahırı
DİNGONUN AHIRI! Değerli okurlarım; Bugün size bir ülkenin liyakatsiz insanlar elinde nasıl yıkıma doğru sürüklendiğini anlatmaya çalışacağım. İlk olarak liyakat: ‘’Bir kimsenin, kendisine iş verilmeye uygunluğu, verilen bir görevi başarıyla yapabilme yetisi’’ olarak, ‘’bir işin layık olan kişiye yaptırılması’’ veya ‘’ bir işi, en iyi yapacak kişiye vermek’’ olarak tanımlanır. Memleketimizin herhangi bir yerinde, bu tanımlara itiraz eden bir kişi dahi bulamazsınız. O halde, bu ülkede vaktiyle bekçilik yapan adamı bir kuruma genel müdür olarak atayanlar kimler? Bu nasıl mümkün olabilir? Bu konuda yasal bir boşluk mu vardır? Ki her gelen iktidar ya da güç odağı yönettikleri kurumları babasının çiftliğine çeviriyor. Yasaları incelediğimizde; Türkiye Cumhuriyeti Anayasa’sının kanun önünde eşitlik başlıklı 10. Maddesinde, ‘’ herkes dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir. (…) hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz. Devlet organları ve idare makamları bütün işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadırlar, denilmektedir. Ve yine Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın ‘’Kamu hizmetlerine girme hakkı’’ başlıklı 70. Maddesinde, ‘’ Her Türk, kamu hizmetlerine girme hakkına sahiptir. Hizmete alınmada, görevin gerektirdiği niteliklerden başka hiçbir ayrım gözetilemez.’’ denilmektedir. Kanunlar Anayasaya aykırı olamaz, yani herkes Anayasaya uymakla yükümlüdür. Yasal boşluk falan da yoktur. Liyakat bir Anayasal yükümlülüktür. Anayasa birkaç kez de çok açık bir şekilde’’ torpil yapamazsınız’’ demektedir. Peki bu torpil yapanlar kimlerdir? Neye dayanarak bu torpilli atamaları yapıyorlar? Mersin Üniversitesi'nde yaşanan atama skandallarını
İnsana ve Hayata Dair
Reklam
Ülkemin falı
Ülkemin Falı Çıkan fallar vardır ;fakat çıkmayan fallar daha çoktur. Buna karşılık, bir tür fal biliyorum, mutlaka çıkar Üstelik bu fal, Bursa'da veya Bağdat Caddesi'ne gidip falcı aramanızı, bakla döktürmenizi, kahve fincanı kapatmanızı, avuç açmanızı yada cinci hoca aramanızı gerektirmez. Özel bir yetenek de istemez falına bakacağınız ve ne olup ne olmadığını, ne olup ne olmayacağını öğrenmek istediğiniz kişinin- veya toplumun- ilgilerini inceleyin yeter. Insanların da toplumların da kaderi ve karakteri ilgilerinde yazılıdır; seçtiklerinde, seçmediklerinde yazılıdır. Beğenip beğenmediklerinde, önemseyip umursamadıklarında, destekleyip desteklemediklerinde yazılıdır. Benim inancım budur. Adamlar yıllar önce söylemiş ; Arkadaşının kim olduğunu söyle, sana ne olduğunu söyleyeyim. Ekmek bulamazsak pasta yiyeceğiz. Biliyoruz bunu. Peki kağıt bulamazsak ne yapacağız? Her şeye yapılan zamlarda sorduğum gibi kağıda yapılan zamlarda da soruyorum? Ve Cevap alamıyorum. Öyle ya ;Türkiye’nin bunca ekonomik, mali, ticari, göç, işsizlik, meselesi yanında kitap ne yazar ki, kağıt zammı umursansın. Yıllardır yazıyorum, politik, ekonomik, ve sosyal maceramızla bu umursamazlığın arasında sıkı bir sebep - sonuç bağlantısı yok mudur? Kim ne derse desin, bu bağlantı kesinlikle vardır. Hatta iddia ediyorum ; ülkemizin şuan da bulunduğu bu buhran ortamı, bu vurdumduymazlığımız, bu tökezleyişlerimizin ve içine düştüğümüz kaosun kökeninde, kitabın bu umursanmayışı ve okunmayışı bulunmaktadır ; Türkiye’de politika, kitabı esir almış ve zincire vurmuştur; bitkisel hayata sokmuştur. Kitap diye bir şey vardır. Kitap deyince de önemsenen, elbette edebiyattır, şiirdir, romandır, piyestir, senaryodur. Buna hadi ya diyenler olacaktır, ama söyleyeceğim. Toplumların kaderi için önce kitap vardır. Bu
Edebiyat
Reklam