Songül canpolat

Songül canpolat
@Songul65
Puan vermedi
Bir gün babam bana şunu sordu "beni nasıl buluyorsun" öyle çok şey vardı ki içimde tutupta söyleyemediğim, acaba söylesem mi diye düşünüp susmak zorunda kaldığım çünkü anlatsamda kelimeler kifayetsiz kalacaktı belkide çünkü anlatsamda içimde bir ukte kalacaktı anlatamadım işte öyle kaldı ki içimde anlamadığım bir şekilde büyüdü, büyüdü ve kine dönüştü. Herkesin kendince sevmediği belkide nefret duyduğu ona karşı tepkisiz, duygusuz kaldığı biri vardır ama bir kız çocuğu için bu kişi babası olmamalıydı. Herşeyi anlatmalıydı, sormalıydı, cevabını almalıydı belki o zaman kalbi kaskatı kesilmedi. Reşat Nuri'nin Acımak kitabındaki Zehra 'nın kalbi gibi Öyleki Zehra kardeşinin ölümünün sorumlusunu bile babası olarak görür olmuştu. Her şeyi bildiği sandığı bu dünyada babasına duyduğu kinin yersiz olduğunu öğrendiğinde ise herşey için çok geçti. İnsanoğlu bazen Her şeyi bildiğini sanar ve kendini o kadar bildiği şeye inandırır ki duygularını kaybetmiş gözü görmez olmuş bir kör ve kulağı duymaz olmuş bir sağır olarak bulur. Gözünü açtığında ise Her şeyi telafi etmeye çalışır ama elinden hiçbirşey gelmez. Eminim sizinde hayatınız da böyle çaresiz anlarınız olmuştur yada olacaktır. Hiçbir zaman geç kalmamanız ümidiyle Kitapla kalın. Songül Canpolat
AcımakReşat Nuri Güntekin · İnkılâp Kitabevi · 202151,7bin okunma
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Puan vermedi·517 syf.··
2023 4. kitabı
Martın Eden Jack london ın kendi hayatından kesitler alarak yazdığı aslında yarı otobiyografik olan bu eserde; Sıradan bir denizcinin kendini bir anda "bazı çocukça kavramlar, az pişmiş duygu, çokça sindirilmemiş güzellik, koskoca ve kapkara bir cehalet kadar nafile bir tutku(s. 127)içinde kendini kaybetmesini anlatıyor. Aslında bu tutku onu koskoca bir cehaletten çok büyük bir bilgeliği sürüklemiş, normal bir öğrencinin 4 yılda öğrendiği bilgileri Martın Eden 1 yıda öğrenmiş kendi zekasının farkına varmıştır. Ama onun için dahada önemli olan şey uğruna canını vereceği aşkıydı. "Aşkı dünyanın en iyi şeyi olarak görüyordu. İçindeki devrimi başlatan, yontulmamış bir denizciyken onu bir öğrenci ve sanatçı haline getiren; dolayısıyla da öğrenim, sanat ve aşk üçlüsü arasında diğer ikisine üstün gelen en büyük ve en güzel şey aşktı. (s. 221) Onun aşkını yazmak alevlendirmişti kendini küçücük bir odada: bir yatak, bir masa ve bir dolap içinde küçük bir alana sığdırmaya çalışan, geçimini değersiz işler olarak tanımladığı yazmak eylemiyle sağlamaya çalışan, bunun yanında bu değersiz işlere günde 24 saatinin 20 saatini ayırıp kalan 4 saatinde uykuya ayıran ama o 4 saati bile zaman kaybı olarak gören, açlık çeken yoksulluk çeken bir adam. Üst üste gelen başarısızlıklar, martın eden a olan inancını yavaş yavaş kaybeden aşkı ruth, onların aşklarına karşı çıkan aile. Ama martın eden hayatı boyunca o edebiyatçı ruhunun olduğu inancıyla yaşayıp elinde sonunda hedeflediği şöhreti elde edeceğine inanıyordu. Ve amacınada ulaşmıştı Martın Eden. Geç olmuştu ruth onu terk etmiş ve onun hayatı yerle bir olmuştu. Amacı olan şan ve şöhretine ulaştığında ise heyecanını, tutkularını çoktan yitirmiş "Acı çekme ve boğulma aşamasına gelmişti." Bu insanı boğan his ise hayatın Martın a vurduğu son
Martin EdenJack London · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2025135,3bin okunma
Özgürlük
Puan vermedi·320 syf.··
2023 2. kitabı
Bir direnişin hikayesi "Mutluluk mu? Kaygı mı? Sevinç mi? Hüzün mü? Neydi hissettikleri? Hem hiçbiri hemde hepsiydi belki..." Yada yalnızca en büyük değeri olan başörtüsüne sahip çıkma hazzıydı Zehranınkisi "zorla, tehditle, baskıyla, şantajla sunulan dar kalıpları, dikte ettirilmeye çalışılan yaşam tarzı" na karşı çıkan ve karşı çıktığı için istenmeyen binlerce genç kızdan biriydi Zehra, onun sahip çıktığı yalnızca başörtüsü değildi; değerleriydi, kültürüydü, diniydi ve bunun için savaşıyordu çünkü biliyordu eğer bu değerini çaldırırsa diğer değerlerinide alacaklardı ondan. Değerleri için iyi, temiz, özgür bir dünya için savaşan yalnızca genç kızlar değildi Edipte artık bıkmıştı bu gidişattan şehirde yaşarken gördüğü bu direnişi alaya alan Edip Zehrayla tanuştıktansonra at gözlüklerini çıkarıp gerçekleri görmeye başlamıştı o da artık bu direnişe katılmıştı. O da artık farkına varmıştı "öğrencisinin kıyafetinden, düşüncesinden korkan üniversitelerin tehlikesine" özgürlüğü savunan bu ülkede neden öğrenciler özgürce giyinemiyor, nasılda başlarına taktıkları türbanın tehlike arz edebileceğini düşğnebiliyorlardı ki? Çünkü biliyorlardı "inananlar kaybetmez!" İşte bu yüzden Zehra inanmayı asla bırakmıyordu. Yanlış batılılaşma yüzünden özgürlüğe hasret kaldığı bu ülkesine direnmeye razıydı. "üniversiteler... Özgürlüğün merkezleri... Serbest fikrin kök bulduğu, nadide alanlar... Kimsenin egemen olmadığı tek saha... Özgürlük timsali gördüğümüz bu üniversiteler bir zamanlar insanları kendi köleleri gibi yetiştirmeyi amaçlamış ve genç kızları kendi doğrularına uydurmaya çalışmışlardır. Bu yalnızca üniversitelerde değil o zamanlarda bütün ülkede hakimdi. Modernleşme adı altında bir silah olarak gördükleri başörtüydü yenmek istedikleri ama Zehra ve onun yolunda giden birçok genç
Bir Direniş HikayesiVedat Sağlam · Mecaz Yayınları · 20206 okunma