Bir direnişin hikayesi
"Mutluluk mu? Kaygı mı? Sevinç mi? Hüzün mü? Neydi hissettikleri? Hem hiçbiri hemde hepsiydi belki..."
Yada yalnızca en büyük değeri olan başörtüsüne sahip çıkma hazzıydı Zehranınkisi
"zorla, tehditle, baskıyla, şantajla sunulan dar kalıpları, dikte ettirilmeye çalışılan yaşam tarzı" na karşı çıkan ve karşı çıktığı için istenmeyen binlerce genç kızdan biriydi Zehra, onun sahip çıktığı yalnızca başörtüsü değildi; değerleriydi, kültürüydü, diniydi ve bunun için savaşıyordu çünkü biliyordu eğer bu değerini çaldırırsa diğer değerlerinide alacaklardı ondan.
Değerleri için iyi, temiz, özgür bir dünya için savaşan yalnızca genç kızlar değildi Edipte artık bıkmıştı bu gidişattan şehirde yaşarken gördüğü bu direnişi alaya alan Edip Zehrayla tanuştıktansonra at gözlüklerini çıkarıp gerçekleri görmeye başlamıştı o da artık bu direnişe katılmıştı.
O da artık farkına varmıştı "öğrencisinin kıyafetinden, düşüncesinden korkan üniversitelerin tehlikesine" özgürlüğü savunan bu ülkede neden öğrenciler özgürce giyinemiyor, nasılda başlarına taktıkları türbanın tehlike arz edebileceğini düşğnebiliyorlardı ki? Çünkü biliyorlardı "inananlar kaybetmez!" İşte bu yüzden Zehra inanmayı asla bırakmıyordu. Yanlış batılılaşma yüzünden özgürlüğe hasret kaldığı bu ülkesine direnmeye razıydı.
"üniversiteler... Özgürlüğün merkezleri... Serbest fikrin kök bulduğu, nadide alanlar... Kimsenin egemen olmadığı tek saha...
Özgürlük timsali gördüğümüz bu üniversiteler bir zamanlar insanları kendi köleleri gibi yetiştirmeyi amaçlamış ve genç kızları kendi doğrularına uydurmaya çalışmışlardır. Bu yalnızca üniversitelerde değil o zamanlarda bütün ülkede hakimdi. Modernleşme adı altında bir silah olarak gördükleri başörtüydü yenmek istedikleri ama Zehra ve onun yolunda giden birçok genç