Başlarda harika giden bir kitaptı. Klasik Ahmet Ümit kitabı. Mitoloji, Arkeoloji kurgusu müthiş gidiyordu fakat 300. sayfalardan sonra inanılmaz abartı bulmaya başladım. Ailenin kökleri Bergama’dan geliyor , Bergama Antik Kentinde kazılara katılan dede var, bu nedenle çocuklar ve torunlar arkeolojiye ilgili , buraya kadar harika. Fakat o kadar çok tapıyor ki aile Bergama’ya. Kitapta bir yerde olay yerinde koku dökülüyor ve adam ‘esans kokusu, dedemin kokusu ahh Bergama’da yapılır bu’ diyor ve bunu derken elleri bağlı vucuda kafaya darbe almış kan revan içinde. Yani gerçekten şu an tek derdin dedenin Bergama’dan getirdiği esans mı? Ayrıca her lafı Bergama’ya şöyle aşığız böyle tapıyoruza getirmeleri de okurken çok sıktı. Günümüz almancıları gibi, madem Bergama aşkından yanıyorsun bırak Berlin ‘i dön Bergama’ya abi ne bu tantana yani. O kadar abartılı buldum ki Bergama tutkularını. Yani tamam biz de antik kent seviyoruz da neyse.. İdare eder bir kitap. Okurken sizi sürekli Nazilere yoğunlaştırıyor ama anlıyorsun onlar değil. Çünkü başta da dediğim gibi klasik Ahmet Ümit. Sonlara doğru sıkıldığım bir kitaptı. Yine de su gibi geçti ama bergama kusacaktim yani. Abartı dolu.