Nurcan Erkul

Son Söz ' den..
'...... Eserimi büyük bir ruh ağı gibi, Birbirlerine saçlarıyla bağlanan o kadınlara ithaf ediyorum. Seven, doğuran, ümit eden, Binlerce defa düşüp yeniden ayağa kalkan, Eğilen ancak yenik düşmeyen kadınlara. Onların savaşını biliyorum, Gözyaşlarını ve sevinçlerini paylaşıyorum, Her biri biraz ben. ......'
Sayfa 185·Kitabı okudu
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
.. Kabul etmekte zorlansa da maruz kaldığı bu şiddetin bir adı vardı: ayrımcılık! Duruşmalar esnasında en az yüz kere duyduğu ve anlamını ezbere bildiği bu kelime kendisini ilgilendiren bir tanım olamazdı; en azından eskiden o öyle zannediyordu. Ayrımcılık "Birine ırkı, cinsiyeti, ailevi durumu, kilosu, fiziksel görünüşü, ismi, sağlık durumu, sakatlığı, genetik özellikleri, âdetleri, cinsel kimliği veya tercihi, yaşı, siyasi görüşü, sendikal faaliyetleri, ait olduğu veya olmadığı etnik kökeni, ülkesi, ırkı veya dini nedeniyle farklı muamele etmek," demekti. Bu kelime çoğu zaman, sosyolog Erving Goffman'ın, "Bir kalıba sokularak sınıflandırmak istenilen bireyi, bu kategoriden ayrıştıran ve farklı kılan özellik" olarak tanımladığı "damgalamak" kelimesiyle bir tutuluyordu. Bu sebepten dolayı acı çeken birey, Goffman'ın adlandırdığı şekliyle "normal bireylere" karşı çıkan "damgalanmış" bir bireydi. Sarah artık damgalandığından emindi. Gençliği, diriliği göklere çıkaran bu toplumda hastalara ve zayıflara yer yoktu. Bugüne kadar güçlülerin dünyasına ait olan Sarah, yaşadığı sarsıntıyla artık saf değiştirmişti. Bunun bir çaresi var mıydı? Hastalıkla nasıl savaşacağını biliyordu; hastalığa karşı kullanabileceği silahlar, tedaviler, yanında olan doktorlar vardı. Ama dışlanmaya karşı hangi ilacı kullanacaktı? Onu yavaş yavaş çıkış kapısına doğru itiyor, bir dolaba kilitlemeye çalışıyorlardı. Bu gidişi tersine çevirmek için yapabileceği ne vardı? ....
Sayfa 135·Kitabı okudu
.... Annesi, "Bir sonraki hayatta her şey çok daha iyi olacak," diyordu. "Reenkarnasyonların döngüsü bitmedigi sürece tabii."Hayatını bir gün son durak olan nirvanaya ulagacagı ümidiyle geçiren annesinin tek dilegi, kutsal Ganj Nehri'nin kıyısında ölebilmekti. Dediklerine göre bu nehrin kıyısında ölen bir kişinin cehennemi andıran hayat döngüsü de son buluyordu,Nihai amaç, bir daha bu dünyaya gelmeden sonsuza, kâinata karişmaktı. Annesi herkesin bu şansa nail olamadığını söylüyordu. Bazılari tekrar tekrar hayata gelmeye mahkûmdu.Düzen böyleydi ve bunu ilahi bir ceza olarak kabul etmekten başka çare yoktu. Sonsuzluğu hak etmek gerekiyordu. Sonsuzluğu beklerken Dalitler uslu uslu düzene boyun eğiyordu. Smita hariç. O, bugün boyun eğmeyi reddediyordu. Bugüne kadar bu kaderi zalim bir alınyazısı olarak kabul etmiş olsa da kızını almalarına izin vermeyecekti. Burada,Vishnu'ya adadığı bu sunagın önünde, kocasının bir köşede uyumakta olduğu bu karanhk kulübenin ortasında kendi kendine söz verdi: Kızın alamayacaklardi. Dışarıdan belli olmayan, sessiz sedasız bir başkaldırıydı bu. Evet, Smita bu düzene başkaldırmıyordu! ..
Sayfa 63·Kitabı okudu
"Ama babamızı sevmediğini söyledin. Sevmiyorsan nasıl inanırsın ona?" "Belki bu yüzden," dedi Adam yavaşça, el yordamıyla ilerleyerek. "Belki onu sevseydim kıskanırdım. Sen kıskanıyordun. Belki de... sevgi insanın kafasına bir kurt, bir şüphe sokuyor. Bir kadını sevdiğinde ondan hiçbir zaman emin olamaz insan... kendinden emin olmadığı için mi acaba? Apaçık görüyorum şimdi. Onu nasıl sevdiğini ve bunun seni nasıl etkilediğini görüyorum. Ben onu sevmiyordum. O belki beni seviyordu. Beni sınar, canımı acıtır, ce zalandırırdı, sonunda kurban gibi gönderdi, belki bir şeyi telafi etmek için. Ama seni sevmiyordu, bu yüzden de sana güveniyordu. Yani... tersine işleyen bir şey belki." Charles gözlerini Adam'a dikmişti. "Anlamıyorum," dedi. "Ben de anlamaya çalışıyorum," dedi Adam. "İlk kez düşünüyorum bunu. İyi hissediyorum kendimi. Belki hayatımda hiç bu kadar iyi olmamıştım. Bir şeyden kurtulmuş gibiyim. Belki daha sonra senin hissettiklerini hissederim, ama şu anda hissetmiyorum."
Sayfa 82·Kitabı okuyor
Zaman Algısı Üzerine
'Zaman aralığı, zihinde garip ve çelişkili bir meseledir. Rutin ya da olaysız geçen bir sürenin insana bitmez tükenmez geleceğini varsaymak mantıklıdır. Öyle olması gerekir ama değildir. Asıl sıkıcı ve olaysız zamanlar şıp diye gelip geçer. ilgiyle renklenmiş, trajediyle yaralanmış, sevinçle bölünmüş zamanlar ise hatırada uzun görünen sürelerdir. Düşünülürse öyle de olması gerekir. Olaysızlığın direği yoktur ki üzerine bir süre asabilesiniz. Hiçbir şeyden hiçbir şeye geçen zaman sıfırdır.'
Sayfa 65·Kitabı okuyor