Baskının olduğu yerde yalnız baskı altında kalan değil, baskıyı uygulayan da ezilir. Kendi dokuduğu düşünce kumaşını başkasına giydirmeye kalkanlar da mecburiyetler altında kalır. Mecburiyetler mecburiyetleri doğurur: Sonuç şiddet ve acımasızlıktır.
İnsanla ilgili hiç bir hususta mutlakıyetçi olmamanın yararına inanıyorum. Mutlak manâda niçin anlaşacakmışız? Kullandığımız dil mükemmel değil, onu kullanan bizler mükemmel değiliz. Buradan mükemmel bir iletişim beklemek kadar acaib şey olur mu? Bir insanın anlaşılmayışı onu yalnızlığa itebilir. Ama aynı yalnızlık tamamen anlaşılma sonucu da doğar. Tamamen anlaşılmak, anlayanın anlaşılanda anlaşılmaya değer bir şey bulmamasına varır çünkü.
Kendi bakış açımın doğru olduğuna birilerini ikna etmek benim vazifemin içine girmiyor. Çünkü birilerini bir şeylere ikna etme çabasının o kimseleri gütmeye çalışmanın bir başlangıcı olduğuna inanıyorum.
Her alanda panik yaşanıyor dünyada. İnsan sürülerinin akla uygun bir yön tutturduklarını ileri sürmek hiç de kolay değil. Bu sürüleri büyük ölçüde manipüle edebilecek mevkide olanların da panik içinde olduklarını söyleyebiliriz. Bu yüzden onlar da müdahalelerini akla uygun esaslar dahilinde değil, kısa vadede çıkarlarını azamiye ulaştıracak ölçülerde yapıyorlar, yapabiliyorlar.