Durup durup iç çektiğimiz, bizde kapanmaz derin yaralar açan sosyolojik bir eserden geriye kalan sayfalara düşen gözyaşlarımızdı galiba. Ne denilmeliydi bilmiyorum ama ne denilmeyeceğini biliyordum.
"Ben olmayınca bu güller, bu serviler yok.
Kızıl dudaklar, mis kokulu şaraplar yok.
Sabahlar, akşamlar, sevinçler tasalar yok
Ben düşündükçe var dünya, ben yok o da yok."
Ömer Hayyam
Vaktinden sonra dilenen özürler, sarf edilen sevgi sözcükleri hatta ve hatta en can alıcı cümleler bile zamansızlık silahıyla cezalandırılacak kadar önemsiz.
Her şey vaktine esirdir. Geç gelmiş baharın bir mezara faydası yoktur.