Kitabı okurken, bir gerçek anlamdaki körlük, yani gözlerin görmemesi, ikincisi ise körelmek, yani kalbin, aklın görmemesini düşündürdü. Aslında tek bir konu üzerinde ilerlesede çok şey anlatılıyor...
Görmememiz durumunda en küçük ihtiyacımızın bile bize ne kadar zor geldiği, her gün oturduğumuz, geçtiğimiz yerin bir anda bize yabancılaştığını, yani gözler üzerinden sağlığın önemini anlatıyor.
Peki ya körelmek? Sanırım en zor olanı bu...
İnsanoğlunun acımasızlığını, duyarsızlığını oldukça gerçek bir şekilde gözler önüne seriyor. Ve bu gerçek mantığa o kadar uygun ki, insanoğlunun zor durumlarda yapabileceklerinden içiniz ürperiyor!
Diğer bir yandan kitapta; yaşlı ve tek gözü gerçekte de kör olan bir adamın oldukça güzel genç bir kızla yaşadıkları körlük sürecinde yakınlaşıp (sevmesi), birlikte yaşamak istedikleri yazılıyor. Durup bir düşününce gözleri görseydi asla yan yana gelmeyecek bu iki insanın , kör olduklarında ve beraber yaşamak zorunda kaldıklarında sevmelerini ancak dış görünüşün, yaşın, mevkinin bir anda yok olmasıyla yani kalbine, ruhuna iyi geleni sevmekle olabileceğini gösteriyor. Çarpıcı ve gerçekçi bir anlatımı var, sıkılmadan okunulacak bir kitap.
NOT: İnsan her gün güzel bir şey görmeli, yapmalı ya da düşünmeli, kalbinizin gözü hep görsün diye :)