Yalnızlığın en acı tarafı buydu işte. Kendi içinizle, kendi kendinizle konuşmanız. Belki de kendi kendinizle bir başka sını konuşmanız. Her neyse yalnızdım ve artık bunun telafi edilmesi zordu benim için. İnsan yalnızlığa alıştıktan yalnız lığıyla mutlu olmayı öğrendikten sonra kimseyi de istemiyor du hayatında. Belki de yalnızlığın bir kuralıydı bu ve biz de zamanla bu kuralı benimsiyorduk. Benim için en güzel bir başkası içinse en kötü tarafı artık yalnızlığımın yerini kim senin dolduramayacak olmasıydı. Artık kendi kendini yakan bir ateştim ve kül olmak tercihleri arasında olmalıydı beni sevenlerin. Acı çekmeyi göze almalıydılar yani. Çoğuna göre olgunlaşma ölçütü sayılan ama bana göre olgunlaşmakla uzaktan yakından ilgisi olmayan bir acıydı bu. Aci insanı ol gunlaştırır, derler. Ben katılmıyorum. Çektiğimiz her acı bizi biraz daha geçmişe iter. Her acı hayatın gerisinden yaşamaya başlatır bizi. Döndüğümüz yerden başlarız yaşamaya yeni den. Geriden devam ederken hayata ne kadar olgunlaşabiliriz ki? Acı olgunlaştırmaz olsa olsa durultur insanı. Durulmak, olgunlaşmak demek değildir! İnsanı olgunlaştıran tenha çığ lıklarıdır, yaşadığı acılar değil. Anlatmadıkları ve nihayetin de anlatamadıklarıdır. Acı insanı kalınlaştırır.
Paramparça olmuş yanlarımdan bütün bir hayat oluşturma çabası içerisindeydim sadece. Ruhumu da tedavi etmiş sayılırdım, duygularımı da ama bu hala paramparça olduğum gerçeğini değiştirmiyordu henüz. Ve ben kendimi bütünlemek zorundaydım. İç huzurum ve dinginliğim için şarttı bu.