Şu durmadan sözü edilen zaman akışını pek görmeyiz. Bir kadın görürüz, ihtiyarlayacağını düşünürüz ama ihtiyarladığını görmeyiz. Ara sıra kadını ihtiyarlarken göreceğimizi düşünür, onunla birlikte yaşlanacağımızı hissederiz: İşte serüven duygusu budur. Yanlış hatırlamıyorsam buna, zamanın geri çevrilmezliği diyorlar. Öyleyse serüven duygusu, zamanın geri çevrilmezliğinden başka bir şey olmamalı. Öyleyse, bu duyguyu niçin her zaman yaşamıyoruz? Yoksa zamanın geri çevrilmez olmadığı anlar mı var? Her istediğimizi yapabileceğimizi sandığımız anlar vardır, önden gidebilir, geri dönebiliriniz, bunların önemi yoktur. Öte yandan, anların sıkıştığı, yeniden başlamamızın olanaksız olduğu ve atışımızın boşa gitmemesi gerektiği başka anlar da vardır.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Sakız adasında esir kampı vardı.
Lütfedip çadır bile vermediler.
Girişine nöbetçi dikip, adeta hayvan gibi mağarada tuttular.
Bugün... Sakız adasında Nea Moni manastırı var, o manastırın içinde kafataslarıyla dolu camekanlı bir dolap bulunuyor, kafataslarının üzerindeki levhada "Osmanlılar tarafından hunharca katledildiler" yazıyor. Bir başka levhada ise "1822 Sakız katliamı" yazıyor.
Ve, Sakız adasına turist olarak giden Türk vatandaşları, bu kiliseyi geziyor, dilek diliyor, mum yakıyor, o Yunanca levhalarda ne yazdığını bile bilmeden, sosyal medya hesaplarında paylaşıyor, Sakız adasının "gönüllü" olarak reklamını yapıyor.
Ama aynı Sakız adasında, Kurtuluş Savaşı sırasında esir alınan, hayvan ambarlarına tıkılarak zorla adaya getirilen, adada maruz kaldığı kötü şartlar ve işkenceyle hayatını kaybeden Türklerden, hiç kimse bahsetmiyor!
Dedeağaç’ta esir kampı vardı.
Bin kişi tıkmışlardı.
Sadece dört duvardan oluşan, harabe bir binaydı.
Çatısı yoktu.
Günlerce yağmura ve soğuğa maruz kaldılar.
Bir kişi bile sağ çıkamadı.
Toplu mezarlara gömüldüler.
Bugün... "Aleksandropolis" olarak bilinen Dedeağaç, Türk halkının haftasonu tatilinde bile gittiği, bayramlarda Türkiye'den adeta hücuma uğrayan, en meshur turistik beldelerin başında geliyor!
Filmleri yapılmalıydı.
Belgeselleri yapılmalıydı.
Kitapları yapılmalıydı.
Okullarda anlatılmalıydı.
Bu kamplarda iki sene kalan insanlarımız bile oldu...
Türk milletinin haberi bile olmadı.