Bu durum gerçekte birbirinde çok farklı suçların aynı şekilde cezalandırılmasından başka bir şey değildi. Bazı suçlar kabaca, birbirinden farksız görünürse de gerçekte aralarında derin ayrılıklar vardır. Halbuki, meselâ, iki kişi birer adam öldürüyor, suçlar inceleniyor. Her ikisine, aşağı yukarı, aynı ceza biçiliyor. İşin doğrusu aranırsa, suçlar birbirinden ne kadar da farklıdır...
Katillerden birinin suçu, bir hapishane efsanesinde anlatıldığı gibi olabilir: Özetle suçlu, öldürülene tenha bir yolda raslamış; üzerinde bir şey bulurum ümidiyle bıçağı saplayıvermiştir. Halbuki eline geçen topu topu bir baş soğan olmuştur.
Diğeri de, belki, nişanlısının, kardeşinin veya kızının namusunu korurken katil olmuştur. Bir diğeri, özgürlüğü ve hayatını savunurken öldürülmüştür. Başkası da küçücük çocukları boğazlar. Bunu sadece, ellerini kurbanının sıcak kanına bulamaktan zevk duyduğu, masum yavrucukların bıçağın altında yaralı güvercin gibi çırpınmalarından hoşlandığı için yapar. Sonunda ne olur? Hepsi aynı yere sürülür. Gerçi verilen cezaların süreleri bir değildir. Ama çok fark etmez...
Oysa, bu suçlar arasında sayısız fark vardır. Cezaların, suçlar arasındaki farklar gözetilerek verilmesine imkân bulunmadığını kabul edelim... Diyelim ki bu, bir çemberin eşdeğer bir kareye çevrilmesi gibi çözülmesine imkân olmayan bir problemdir. Bununla beraber, suçlar arasındaki farklar görülmese bile, verilen yanlış cezaların doğuracağı uygunsuz sonuçları görmemeye imkan var mıdır?