Bir gözlemci ya da bir yabancı olma duygusunu yitirdim. Hatta ibadet eden biri olmaktan da çıktım. Ben bir flüttüm ve notalar benden geçiyordu. Birden sol elim yanımdaki adamın elinden koptu. Ürkerek gözlerimi açtığımda yanımda o yabancı dervişin olduğunu gördüm.
Ona göre İslâm belli ibadetleri yerine getirenlerin üyeliğe alındıkları bir tür bağnaz kulüptü ve benim umutla aradığım, Peygamber’in İslam anlayışıyla pek alıp vereceği yoktu.
Bir gün talebeleri üstâd hazretlerine (rha) gelirler. “İkinci Dünya Savaşı başlayalı elli günü geçti ama siz savaşla hiç ilgilenmiyorsunuz. Ne haber dinliyorsunuz, ne de bize bir haber soruyorsunuz. Halbuki birçok hoca radyolarının başında an-be-an haberleri takip ediyorlar” derler. Bediüzzaman hazretleri onlara özetle şu cevabı verir: “Ömür sermayesi pek azdır. Ama lüzumlu işler pek çoktur. İnsanın görev alanları iç içe geçmiş halkalar gibidir. En iç halkada kalp ve mide var. Onun dışındaki halkalarda sırasıyla beden ve ev, mahalle ve şehir, vatan ve memleket, yeryüzü ve insanlık, en dışta ise canlılar ve hayat dairesi var. Her dairede insanın görevleri var. Ama en büyük vazife en küçük dairededir. Sonra bir dıştaki, sonra daha dıştaki, vb. bu şekilde gider. Nefis, büyük dairenin çekici olması yüzünden küçük dairedeki görevlerimizi bırakıp lüzumsuz, mâlâyani ve âfâkî işlerle bizi meşgul eder. İnsan ömrünü boş yere harcatır. Hatta bazen bu harp boğuşmalarını takip eden kişiler bir tarafa kalben taraftar olur. Onun zulümlerini hoş görür, zulmüne ortak olur.” Sonra talebelerine imanı kurtarma dâvâsının, insanlara Allah yolunda hizmetin bu harpten de büyük bir hadise olduğunu ifade eder.
Savaş Ş. Barkçingzt.com/cins/zuccaciyec...