İnsan kalabalıklarının arasında kendi güvenli alanını oluşturmuş ve yediği darbeler yüzünden erkenden olgunluğa kavuşmuş büyükşehir insanı, yalnız kalmak için yaşlanmayı beklemezdi.
Tek kişilik kurulmuş dünyalarda dağınıklık da düzen de sahibinin geriye dönmesini beklerdi. Dolapta duran dondurmayı kimse yemez ama çok açken yeni yapılmış bir yemek beklentisine de girilmezdi.
İnsanı hüsrana uğratan gerçeğin kendisi değil, onun üzerindeki perdedir. Eğer umudumuz sahteyse perdeyi umut zannederiz. Gerçeği bilmek istemeyiz. Perde kalktığındaysa karşılaştığımız gerçek, bize çok katı ve acımasız gelir.