İnsan kalabalıklarının arasında kendi güvenli alanını oluşturmuş ve yediği darbeler yüzünden erkenden olgunluğa kavuşmuş büyükşehir insanı, yalnız kalmak için yaşlanmayı beklemezdi.
Tek kişilik kurulmuş dünyalarda dağınıklık da düzen de sahibinin geriye dönmesini beklerdi. Dolapta duran dondurmayı kimse yemez ama çok açken yeni yapılmış bir yemek beklentisine de girilmezdi.
İnsanı hüsrana uğratan gerçeğin kendisi değil, onun üzerindeki perdedir. Eğer umudumuz sahteyse perdeyi umut zannederiz. Gerçeği bilmek istemeyiz. Perde kalktığındaysa karşılaştığımız gerçek, bize çok katı ve acımasız gelir.
Ok ve mızrakla at üzerinde savaşan bir cengâver rüyasında misket kadar mermilerin gökyüzünden atılıp bir şehri aniden kül edeceğini görseydi bunu tam manasıyla tasavvur edebilir miydi? Oysa biz bunu gözlerimizle gördük. Misket bombalarıyla cayır cayır yanan şehirlerde,
küle dönmüş bebek cesetlerinin fotoğraflarına "like"attık!