Kitapta Dorine ile tanışmalarından başlayarak, seksen iki yaşına kadar olanlardan bahsediyor. Hayatını, düşüncelerini ve eserlerini anlatıyor. Gerçek aşkı bulmadan bu kitabı yorumlamak bana düşmez o yüzden sözü Wikipedia’ya bırakıyorum;
Andre Gorz’un ‘Son Mektup’u ömür boyu sürmüş olan bir sözleşmenin metni gibidir. Üzüntüleri ve sıkıntılarıyla elli sekiz yıllık bir aşkın hüzünlü hikâyesidir anlatılan. Gorz ve Dorine birlikte yazmışlar, birlikte yaşamışlar ve birlikte varolmuşlardır. Karı-koca, Dorine’in uzun süren hastalığı sırasında inanılmaz bir karar alırlar. Birisi ölürse hiç ayrılmamak için diğeri de aynı şekilde son yolculuğa katılacaktır. Ve böylece diğerinin yokluğunda yaşama zorunluluğuna katlanılmayacaktır. Her şey gibi aşk kavramının da içinin boşaltıldığı, tüketim nesnesine dönüştüğü bir çağda umut, hatta bir isyan çığlığı gibi karşımıza çıkıyor Gorz’un ‘Son Mektup’u. İnsanların yüreğine işleyen bir çığlık.
Şuan denize bakıyorum ve “Bir düş kadar güzeldin...” sözü kulaklarımda çınlıyor
Seksen iki yaşına yeni girdin. Hala güzel, çekici, arzu uyandırıcısın. Elli sekiz yıldır birlikte yaşıyoruz ve ben seni her zamankinden çok seviyorum. Son zamanlarda sana bir kez daha aşık oldum ve sadece benimkine değen bedeninin sıcaklığıyla dolan, kahredici bir boşluk taşıyorum göğsümün tam ortasında yeniden. Geceleri bazen, boş bir yolda ve ıssız bir manzarada bir cenaze arabasının ardından yürüyen bir adamın karaltısını görüyorum. O adam benim. Cenaze arabasının taşıdığı ise sen. Senin yakılma törenine katılmak istemiyorum; elime, içinde küllerinin bulunduğu bir kavanoz vermelerini istemiyorum. Nefesine kulak veriyor, hafifçe seni okşuyorum. İkimizin de dileği, diğerinin ölümünden sonra yaşamak zorunda kalmamaktı. Birbirimize sık sık söylediğimiz gibi, olmaz ya,